'..Beni rahatsız eden, bir insanın zaman içinde gelişmesi değildir. Rahatsız olduğum davranış, hazır bir metni alıp, üzerinde düşünmeden ve içindeki bilgileri kontrol etmeden, bütünüyle kendi bilgi ve emeğinin ürünüymüş gibi sunmasıdır...'


İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım,

Öteden beri yazmak istediğim bir konu vardı: Yapay zekânın hayatımıza getirdiği büyük kolaylıklar ve bu kolaylıkların bazı ellerde nasıl bir yazarlık görüntüsüne dönüştüğü.

Ne var ki, ChatGPT ile metin hazırlayan ve bunun başkaları tarafından anlaşılmasını istemeyenlerin foyası artık ortaya çıkabilir.

Hollanda’da karşıma çıkan bir gazete haberi, bu düşüncemi yeniden harekete geçirdi. Haberin başlığı, Türkçeye “ChatGPT kullanıcısının foyası ortaya çıkıyor” şeklinde çevrilebilecek kadar iddialıydı. Haberde, ChatGPT ile hazırlanan metinlere görünmez bir filigran eklendiği ve böylece yapay zekâ kullanımının anlaşılabileceği anlatılıyordu.

Haberin dayandığı gerçek bir gelişme var. Ancak başlıktaki kesinlik, meselenin bütününü anlatmıyor. Çünkü yapay zekâdan yararlanan herkesin sakladığı bir “foya” yok. Buna karşılık, kendi katkısını olduğundan büyük gösteren ve hazır metni hiçbir denetimden geçirmeden yayınlayan insanların davranışını da görmezden gelemeyiz.

Ben de ChatGPT’den yararlanıyorum. Bunu gizlemiyorum. Yazılarım üzerinde çalışırken, çeviriler hazırlarken, anlatımı değerlendirirken ve görseller yaptırırken bu imkândan faydalanıyorum. Fakat gelen her cevabı olduğu gibi kabul etmiyorum. Tartışıyoruz, itiraz ediyorum, yeniden soruyorum. Bazen bir kelime üzerinde, bazen bir paragrafın anlamı üzerinde saatlerce duruyoruz.

ChatGPT ile ilişkim, yalnızca yazı hazırlamak ve tercüme yaptırmakla sınırlı değil. Daha önce O’na kim olduğunu ve nasıl çalıştığını sormuş, özellikle dil bilgisi ve tercümeler üzerinde durduğum görüşmeyi, “ÇOK MERAK EDİLEN, ÖĞRETİCİ YAPAY ZEKÂ ChatGPT İLE GÖRÜŞTÜM” başlığıyla yayınlamıştım. Çok kişinin merak ettiği sorulara aldığım cevapları okuyucularımla paylaşmıştım.

Bir başka görüşmede ise, “DÜNYADA BİR İLK: YAPAY ZEKÂ ChatGPT’YE SORDUM, ‘SEN EĞİTİLMİŞ BİR ROBOTSUN, PEKİ SENİ PROGRAMLAYAN KİŞİYİ ALLAH MI YÖNLENDİRDİ?’” sorusunu gündeme getirmiştim. Şimdi bu iki eski haberimi de dosyanın sonuna ekliyorum. Böylece, bugünkü yazıda ele aldığım yapay zekâ kullanımı ve insanın sorumluluğu konusunun yanında, ChatGPT’yi tanımaya yönelik sorularımı ve teknoloji ile inanç üzerine yaptığımız sohbeti de okuyabileceksiniz.

İşte bu nedenle, konuyu hem teknolojinin sağladığı imkânlar hem de insanın üstlenmesi gereken sorumluluk açısından ele almak istiyorum.

Yapay zekâ, yazarlık ve görünmez filigran ilişkisini anlatan temsili görsel. Yapay zekâ ile hazırlanmıştır.

YAPAY ZEKÂNIN SAĞLADIĞI KOLAYLIKLARI KÜÇÜMSEYEMEYİZ

Bir insanın derdini bilmesi ile o derdi düzgün bir mektuba dökebilmesi, her zaman aynı şey değildir. Belediye ile sorun yaşayan bir vatandaş, hangi olaydan şikâyetçi olduğunu çok iyi bilir, fakat resmî bir başvuruyu nasıl hazırlayacağını bilemeyebilir. İş arayan bir genç, yeteneklerini anlatmakta zorlanabilir. Yaşadığı ülkenin dilini yeterince bilmeyen bir gurbetçi, hakkını ararken kendisini doğru ifade edemeyebilir.

Bu insanlara yardımcı olacak bir aracın değerini küçümseyebilir miyiz?

Vatandaş yaşadıklarını anlatır, yapay zekâ bunları anlaşılır bir sıraya koymaya yardım eder. Başvuru sahibinin verdiği gerçek bilgilerle bir mektup hazırlanır. Karışık bir yazının ne demek istediği sadeleştirilir. İnsan, başka bir dilde kendisini daha rahat ifade edebilir.

Bana göre bunlar son derece değerli imkânlardır. Ancak hazırlanan mektubun sahibinin, gönderilecek metni okuması gerekir. Yaşanmamış bir olay, sahip olunmayan bir diploma veya gerçekte bulunmayan bir hak iddiası, güzel cümlelerin arasına yerleştirilmişse çıkarılmalıdır. İnsan, neye imza attığını bilmelidir.

Başvuru mektubunu daha düzgün yazdırmak, kişinin sahip olmadığı deneyimleri varmış gibi göstermesine dönüşmemelidir. Teknoloji, anlatımı güçlendirebilir; gerçeğin yerini almamalıdır.

ÖĞRENCİYE YARDIMCI OLABİLİR, AMA ÖĞRENCİNİN YERİNE ÖĞRENEMEZ

Öğrenme sürecinde yapay zekâdan yararlanmayı anlatan temsili görsel. Yapay zekâ ile hazırlanmıştır.

Öğrenciler açısından da büyük bir imkân söz konusu. Anlaşılmayan bir konuyu farklı örneklerle açıklatmak, bir problemin çözüm mantığını öğrenmek, yabancı dil çalışmak veya hazırlanan metindeki eksikleri görmek için yapay zekâdan yararlanılabilir.

Bir öğrenci, “Cevabı hemen söyleme, önce bana nasıl düşünmem gerektiğini anlat” diyebilir. Kendi yazdığı paragrafı gösterip, “Burada düşüncemi neden iyi anlatamamışım?” diye sorabilir. Böyle bir çalışma, öğrenciyi düşünmeye ve denemeye teşvik eder.

Ancak ödevin tamamını hazırlatıp kendi çalışmasıymış gibi teslim etmek, başka bir meseledir. Özellikle öğrencinin kendi emeğinin değerlendirildiği ve dış yardımın sınırlandırıldığı bir çalışmada, verilen kurallara uyulması gerekir.

Öğrenci teslim edilecek dosyayı elde etmiş olabilir. Fakat o dosyanın içerdiği bilgiyi gerçekten öğrenmiş midir? Yazıda yer alan düşünceyi açıklayabilir mi? Öğretmeni farklı bir soru sorduğunda aynı konuda muhakeme yürütebilir mi?

Benim için önemli olan budur. Eğitim, yalnızca ortaya düzgün bir kâğıt çıkarmakla tamamlanmaz. Öğrencinin zihninde de bir şeylerin gelişmesi gerekir.

GÖRSELLERDE DE AYNI SORUMLULUK VAR

Yapay zekâ ile görsel hazırlama imkânını da önemsiyorum. Bir dosyanın ana fikrini anlatan kapak, sembolik bir kompozisyon veya açıklayıcı bir çizim, yazının okuyucuya ulaşmasını kolaylaştırabilir.

Ancak bir haber için hazırlanmış temsili görsel ile olay yerinde çekilmiş gerçek fotoğrafın arasındaki ayrım korunmalıdır. Gerçekte yaşanmamış bir sahneyi, yaşanmış olayın fotoğrafı gibi sunarsak okuyucuyu yanıltırız.

Örneğin, adalet konusunu anlatmak için terazi, mahkeme binası ve farklı ülkelerin sembollerinden oluşan bir kapak hazırlanabilir. Buna karşılık, bir kişiyi gerçekte bulunmadığı bir yerde veya yapmadığı bir eylemin içinde gösteren gerçekçi görüntü, çok daha farklı bir sorumluluk doğurur.

Benim ölçüm açık: Görsel haberi açıklasın, haberin yerine hayalî bir kanıt üretmesin.

BENİ RAHATSIZ EDEN, BİRDENBİRE ORTAYA ÇIKAN YAZARLIK GÖRÜNTÜSÜ

Şimdi gelelim, bu yazıyı kaleme alma isteğimin asıl nedenine.

50 yıl önce muhabir olarak kadroma kattığım bazı insanların yazı yazmakta ne kadar zorlandıklarını biliyorum. O günlerde haber metni hazırlamakta büyük güçlük çeken, şimdilerde hâlâ bir yerlerde yazan eski muhabirlerim de var.

İnsan elbette gelişebilir. Elli yıl az zaman değildir.
Okur, çalışır, öğrenir ve geçmişte yapamadığını bugün yapabilir. Böyle bir gelişmeden memnun olurum. Yazmakta zorlanan kardeşlerimin yazmayı öğrenmelerini isterim.

Beni rahatsız eden, bir insanın zaman içinde gelişmesi değildir. Rahatsız olduğum davranış, hazır bir metni alıp, üzerinde düşünmeden ve içindeki bilgileri kontrol etmeden, bütünüyle kendi bilgi ve emeğinin ürünüymüş gibi sunmasıdır.

Bir kişinin eski yazılarını hatırlamak veya yeni metninin çok düzgün olduğunu görmek, O’nun böyle davrandığını kanıtlamaz. Kimseyi yalnızca bu izlenimle suçlayamayız. Fakat söz konusu davranış gerçekleşiyorsa, bunun üzerinde konuşmak da gerekir.

Çünkü okuyucu yalnızca cümlelerin güzelliğine güvenmez. Yazının altında gördüğü isme de güvenir. O ismin, konuyu araştırdığını, iddiaları değerlendirdiğini ve yazdıklarının arkasında durabileceğini düşünür.

GÜZEL CÜMLE, GAZETECİLİĞİN TAMAMI DEĞİLDİR

Haberin kaynaklarını ve iddialarını denetlemeyi anlatan temsili görsel. Yapay zekâ ile hazırlanmıştır.

Gazetecilikte bir haberi akıcı biçimde yazmak önemlidir. Ama iş, bununla bitmez.

Bir iddia ortaya atılmışsa, kim söylemiştir?
Belgesi var mıdır?
Karşı taraf ne demektedir?
Verilen tarih doğru mudur?
Bir açıklama, bağlamından koparılmış mıdır?
Eski bir gelişme yeniymiş gibi mi anlatılmaktadır?

Bunları sormadan hazırlanan metin, ne kadar güzel görünürse görünsün, eksik bir gazetecilik ürünüdür.

Yapay zekâya “Bu konuda etkileyici bir haber yaz” denildiğinde, ortaya okunaklı bir metin çıkabilir. Fakat haberin değeri, yalnızca etkileyiciliğiyle ölçülemez. Okuyucunun zihninde bıraktığı bilgi doğru olmalıdır.

Bir kişinin görüşünü hiç söylemediği biçimde aktaran, doğrulanmamış iddiayı kesin gerçek gibi sunan veya yanlış tarihi tekrar eden yazı, dil bakımından kusursuz olsa da sorunludur.

Üstelik düzgün anlatım, yanlış bilgiyi daha kolay kabul edilir hâle getirebilir. Bu nedenle akıcılık, kontrol ihtiyacını azaltmaz.

BEN CHATGPT İLE NEDEN TARTIŞIYORUM?

ChatGPT’nin düzgün metinler hazırlaması hoşuma gidiyor. Ancak bazen benim anlatmak istediğim ile önerilen cümlenin anlattığı arasında fark oluşuyor. Bazen bir bölüm gereğinden fazla kısalıyor. Bazen benim özellikle korumak istediğim bir ifade değişiyor.

O zaman itiraz ediyorum.

Çünkü benim için yazı, yalnızca doğru dil bilgisiyle kurulmuş cümlelerden ibaret değildir.
Bir hatıranın duygusu, bir eleştirinin ölçüsü ve bir kelimenin taşıdığı anlam da önemlidir.
Konuşur gibi yazmayı seviyorum. Her düzeltme, benim sesimi daha iyi yansıtmıyor olabilir.

Aynı şekilde, bilgi konusunda da soru soruyorum. “Bu iddianın kaynağı nedir?”, “Bu sayı kesin mi?”, “Bu kişi gerçekten böyle mi söylemiş?” diye üzerinde durmak gerekir.

Google’da karşıma çıkan yapay zekâ cevaplarında da hatalar görüyorum. Ama buradan, bir şirketin bütün cevaplarının yanlış, başka bir şirketin bütün cevaplarının doğru olduğu sonucu çıkmaz. Benim tercihim ChatGPT’den yararlanmak olabilir. Bu tercih, kontrol sorumluluğumu ortadan kaldırmaz.

İyi bir yardımcıyla da tartışılır. Hatta bazen çalışmayı değerli kılan, o tartışmadır.

HAZIR METNİ YAYINLAYAN, HAZIR SORUMLULUĞU DA ÜSTLENİR

Yapay zekânın verdiği metni olduğu gibi yayınlayan bir kişi, yanlış ortaya çıktığında “Bunu ben yazmadım, makine yazdı” diyebilir mi?

Benim gazetecilik anlayışıma göre bu cevap yeterli değildir.

Metni yayınlamaya karar veren kimdir?
Başlığı seçen, altına imzasını koyan ve okuyucuya ulaştıran kimdir?
O kişi, yayınladığı bilgileri değerlendirmek zorundadır.

Bir muhabirin hazırladığı haberi kontrol eden editörün sorumluluğu olduğu gibi, yapay zekâ ile hazırlanan metni yayınlayan kişinin de mesleki sorumluluğu vardır.

Araç değişebilir. Okuyucuya karşı yükümlülüğümüz devam eder.

Bu yüzden bir yazarı değerlendirirken, sadece “Yapay zekâ kullandı mı?” sorusuna takılıp kalmamak gerekir. “Kaynakları inceledi mi, yanlışları düzeltti mi, kendi değerlendirmesini kattı mı ve yayınladığı metni savunabilecek bilgiye sahip mi?” soruları da sorulmalıdır.

GÖRÜNMEZ FİLİGRAN HABERİNİN ARKASINDA NE VAR?

OpenAI, 5 Ekim 2026 tarihli açıklamasında, Avrupa Birliği’nde uygun ChatGPT ve Codex metin çıktılarına önümüzdeki haftalarda kademeli olarak görünmez filigran ekleyeceğini duyurdu. Teknolojinin adı “textGrain”. Metin tespit aracına erişimin başlangıçta onaylanmış araştırmacılar ve uzman kuruluşlarla sınırlı tutulacağı belirtildi.

Buradaki filigranı, kâğıdın üstündeki damga gibi düşünmeyelim. OpenAI’nin açıklamasına göre sistem, kelime seçimlerinde tespit aracının arayabileceği istatistiksel bir örüntü oluşturuyor. Metne gizli harfler veya görünmez boşluklar eklenmiyor.

Bu nedenle bir metne bakıp gözle işareti görmek mümkün değil. Teknolojik bir inceleme söz konusu.

Ancak “Bundan böyle yapay zekâ kullanan herkes kesin olarak ortaya çıkarılacak” sonucuna da varamayız.

FİLİGRAN, KOPYACILIK HÜKMÜ VEREN BİR MAHKEME DEĞİL

OpenAI, tespit sisteminin hata yapabileceğini kabul ediyor. Kısa metinlerde başarı düşebiliyor. Şirketin belirli İngilizce metinler üzerinde yaptığı deneyde, kelimelerin yüzde 10’unun eş anlamlılarıyla değiştirilmesi, tespit oranını yaklaşık yüzde 92’den yüzde 66’ya düşürmüş. Bu deney sonucu, bütün diller ve bütün yazılar için geçerli sabit bir oran değildir.

Daha önemlisi, filigran yazarın kimliğini veya metne ne kadar insan katkısı bulunduğunu göstermiyor. Bir işaretin bulunması, kişinin bütün yazıyı makineye yazdırdığını kanıtlamadığı gibi, işaret bulunmaması da yazının kesinlikle insan tarafından hazırlandığını kanıtlamıyor.

Kendi hazırladığı metni düzenlettiren insan ile konuyu hiç bilmeden bütün yazıyı hazırlatan insan, aynı sonuçla karşılaşabilir. Tespit aracı, bu iki kişinin çalışma sürecini tek başına açıklayamaz.

İşte bu yüzden, teknolojiye dayanarak bir insanı hemen “kopyacı” ilan etmek de yanlış olur. Adil bir değerlendirme için çalışma biçimine, kaynaklara ve somut delillere bakılmalıdır.

PEK ÇOK YAPAY ZEKÂ VAR; TEK BİR SİSTEM HEPSİNİ GÖSTERMEZ

Bir başka gerçek de şu: Dünyada yalnızca ChatGPT yok.

OpenAI’nin araçları, kendi sistemleriyle ilişkili desteklenen işaretleri arıyor. Bunlar, başka şirketlerin bütün yapay zekâ metinlerini tespit eden evrensel bir sistem olarak sunulmuyor. Dolayısıyla bir yazıda OpenAI işareti bulunmamasını, “Bu metinde hiçbir yapay zekâ kullanılmadı” şeklinde yorumlayamayız.

Bu da benim asıl üzerinde durduğum meseleyi güçlendiriyor: Dürüstlüğü yalnızca teknik bir aracın yakalama gücüne bırakamayız.

Bir insan, yakalanmayacağını düşündüğü için okuyucusuna yanlış bir emek görüntüsü sunuyorsa, ortada zaten bir güven sorunu vardır. Filigran bu sorunu tartışmaya açabilir; fakat meslek ahlakını tek başına sağlayamaz.

AVRUPA DÜZENLEMESİ, İNSAN DENETİMİNE DE YER VERİYOR

Avrupa Birliği’nin Yapay Zekâ Yasası’nın 50’nci maddesi, hizmet sağlayıcıların teknik işaretleme yükümlülüğü ile belirli yayınlarda, kullanıcıların açıklama yükümlülüğünü ayrı düzenliyor. Kamu yararına ilişkin konularda kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla yayınlanan yapay zekâ metinleri için açıklama yükümlülüğü bulunuyor.
Ancak, insan incelemesinden veya editoryal denetimden geçen ve yayın sorumluluğunu bir kişi ya da kuruluşun üstlendiği içeriklerde istisna öngörülüyor.

Avrupa Komisyonu’nun açıklaması, yalnızca imla ve dil bilgisi kontrolünü yeterli saymıyor. Esas olan, içeriğin anlamına ve iddialarına ilişkin gerçek bir inceleme; kaynakların güvenilirliğini değerlendirme ve gerektiğinde metni değiştirme veya reddetme yetkisidir.

Demek ki “Metni bir kere okudum, tamamdır” demekle iş bitmiyor. İçerikle gerçekten ilgilenmek gerekiyor.

Ayrıca hukuki bir istisnanın bulunması, bir yayın kuruluşunun kendi şeffaflık ilkesini uygulamasına engel değildir. Bana göre okuyucunun beklentisini etkileyen ölçüde yapay zekâ katkısı varsa, bu katkıyı anlaşılır biçimde açıklamak güveni güçlendirebilir.

YAZAMAYAN KARDEŞLERİMİN YAZMAYI ÖĞRENMESİNİ İSTERİM

Benim istediğim, yazmakta zorlanan insanların kenarda kalması değildir.
Tam tersine, düşüncesi olan herkesin kendisini daha iyi ifade edebilmesini isterim.
Düzgün yazmak, yalnızca belirli bir çevrenin ayrıcalığı olmamalıdır.
Yapay zekâ, bu bakımdan insanlara yeni bir kapı açabilir.

Ancak o kapıdan içeri giren insanın, öğrenmek için de çaba göstermesi gerekir.

Bir paragrafı hazırlattıktan sonra, “Neden böyle kurdun?”, “Benim yazdığımdaki eksik neydi?”, “Bu düşünceyi daha açık nasıl anlatabilirim?” diye sorulabilir. Sonra aynı konu kendi cümleleriyle yeniden yazılabilir. Hazır metin, kişinin gelişmesi için bir çalışma malzemesine dönüşebilir.

Her defasında yalnızca sonucu almak ise farklıdır. Yazı düzgünleşir, ama kişinin yazma becerisi yerinde sayabilir. Dışarıdan bakıldığında güçlü bir yazar görüntüsü oluşurken, içeride o görüntüyü taşıyacak bilgi ve beceri gelişmeyebilir.

Beni düşündüren de budur.

BAZILARININ FOYASI ORTAYA ÇIKSIN İSTERİM, AMA HAKSIZLIK YAPILMASIN

Açık söyleyeyim: Araştırmadığı hâlde araştırmış gibi davranan, bilmediği konuyu biliyormuş gibi sunan, hazır metni hiçbir denetimden geçirmeden kendi emeği diye sergileyen insanların bu davranışlarının anlaşılmasını isterim.

Çünkü okuyucunun güveni değerlidir. Yıllarını öğrenmeye, haber toplamaya ve mesleğini geliştirmeye veren insanların emeği de değerlidir.

Fakat bir insanın foyasının ortaya çıkmasını istemek ile O’nu delilsiz biçimde suçlamak arasında ciddi bir mesafe vardır. Bir yazının çok düzgün olması, birkaç tanıdık ifade taşıması veya bir tespit aracının şüphe bildirmesi, tek başına kesin hüküm kurmaya yetmez.

Benim itirazım, insanın yardım almasına değil, kendi katkısını olduğundan farklı göstermesinedir. Yardım aldığını açıkça söyleyen, içeriği denetleyen ve sorumluluğunu üstlenen kişiyle; ortaya çıkan metni anlamadan sahiplenen kişi arasında fark vardır.

Bu farkı filigrandan önce, çalışma ahlakımızla görünür kılmalıyız.

İMZANIN ALTINDA BİLGİ VE SORUMLULUK BULUNMALI

Yapay zekâdan yararlanmaya devam edeceğim. Çünkü sağladığı kolaylıkları görüyorum. Aynı zamanda soru sormaya, itiraz etmeye ve yanlış bulduğum noktaları düzeltmeye de devam edeceğim.

Ele aldığım görüşler, mesleki gözlemlerim ve itirazlarım bana ait. Teknolojiden beklediğim, bunları ifade etmeme ve konuyu incelememe yardımcı olmasıdır.

Dileğim, yazmakta zorlanan kardeşlerimin de bu imkândan kendilerini geliştirmek için yararlanmalarıdır. Bir gün hazırlanan metni yalnızca yayınlayabilmeleri değil, neden öyle yazıldığını anlatabilmeleri ve içindeki her iddianın arkasında durabilmeleri önemlidir.

Bir yazının altına isim koymak kolaydır.
O ismin gerektirdiği bilgi, emek ve sorumluluğu taşımak ise, hâlâ insanın işidir.