Geçmiş dönem SHP Gülnar İlçe Başkanlığı, İl Genel Meclis Üyeliği, İl Eğitim Komisyonu Başkanlığı, Kurultay Delegeliği ve Mersin İl Kültür Müdürlüğü görevlerinde bulundum. Siyaseti, Max Weber’in tanımıyla bir etik sorumluluk alanı olarak ele aldım; kişisel çıkarın değil, tarihsel sorumluluğun belirleyici olması gerektiğine inandım.
Son dönemde yazdıklarımdan ve söylediklerimden rahatsız olan bazı çevrelerin bana “solculuk” ve “CHP’lilik” dersi vermeye kalktığını görüyorum. Oysa CHP’lilik, anlık politik tercihlerle kazanılan bir kimlik değil; tarihsel, ideolojik ve ahlaki bir aidiyettir. Bu aidiyet, yalnızca örgütsel bağla değil, bedel ödemeyle ve süreklilikle kurulur.
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’de sol düşüncenin basit bir kopyası ya da ithal bir versiyonu değildir. CHP;
Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesini,
1921 Anayasası’nın halk egemenliği anlayışını,
1930’ların kamucu ve planlamacı devletçilik modelini,
Bülent Ecevit’in “ortanın solu” ve “demokratik sol” açılımını,
Behice Boran’ın emek merkezli ve anti-emperyalist duruşunu,
Hikmet Kıvılcımlı’nın tarihsel devrimcilik ve yerli sol perspektifini kendi tarihsel bütünlüğü içinde barındıran özgün bir siyasal gelenektir.
Biz, Alevi–Sünni, Türk–Kürt gibi ayrımlar üzerinden siyaset üretmeyiz. Hedefimiz nettir:
“Ne ezen, ne ezilen; insanca, hakça bir düzen.”
Bu gelenek, seçim kazanmayı amaçlayan dar bir örgütsel yapıdan ibaret değildir. CHP, toplumu dönüştürme iddiası olan bir siyasal özne olarak var olmuştur.
Ben CHP’ye davetle, pazarlıkla ya da koltuk vaadiyle katılmadım. Öğretmenlikten istifa ederek, bilinçli ve bedel ödeyen bir tercihle bu siyasal geleneğin parçası oldum. Bu nedenle CHP benim için bir “geçiş istasyonu” değil; tarihsel bir mücadele mevzisidir. Kimse bana bu partinin ideolojik anlamını yeniden tarif etmeye kalkmasın.
Özellikle altını çizmem gerekir ki:
Kemal Kılıçdaroğlu’ndan da, Özgür Özel’den de önce CHP’liyim. Çünkü benim CHP’liliğim kişilerle değil; Cumhuriyetin kurucu felsefesiyle kurulan bir aidiyettir. Siyasal partilerde sürekliliği sağlayan şey liderler değil, ilkelerdir.
Bugün CHP’nin temel sorunu, ideolojik sürekliliğin yerini konjonktürel pragmatizmin almasıdır. Dün neoliberal politikaları savunmuş, piyasacı yapılarla yan yana durmuş bazı aktörlerin bugün “sol” adına konuşması, CHP’nin tarihsel hafızasını aşındırmaktadır. Elbette içinde bulunduğumuz koşullarda farklı yapılarla işbirliği yapılabilir; ancak bu, partinin ideolojisinden ve temel ilkelerinden taviz vermek anlamına gelmemelidir. CHP, stratejik ittifaklar ve geçici ortaklıklar uğruna tarihsel çizgisini erozyona uğratacak bir yapı değildir.
Atatürk’ün “Bağımsızlık benim karakterimdir” sözü, yalnızca uluslararası ilişkilere değil; siyasal duruşa ve ilkesel tutarlılığa da işaret eder. CHP, rüzgâra göre yön değiştirenlerin değil, tarihsel sorumluluk taşıyanların partisidir.
Bizler CHP’de;
Konjonktürel bir araç değil, tarihsel bir özne olarak var olmayı,
Kamuculuğu, planlamayı ve emekten yana siyaseti savunmayı,
Laikliği özgürlük ve eşitliğin temeli olarak korumayı,
Laikliğin aşındırılmasına karşı aydınlanmacı eğitimi,
Kimlik siyasetinin parçalayıcılığına karşı eşit yurttaşlığı,
Anti-emperyalist ve bağımsızlıkçı çizgiyi vazgeçilmez görmeyi
Kendimize ilke edinmiş bulunuyoruz. Stratejik işbirlikleri ancak ideolojik ilkelere zarar vermediği sürece anlamlıdır; taviz vermek CHP tarihinin ihlalidir. CHP’liliğimiz kişilerle değil, ilkelere; makamlara değil, mücadeleye; konjonktüre değil, tarihe dayanır.
Geçici ve konjonktürel olarak CHP’ye sığınanlar, siyasal iklim değiştiğinde gerçek ideolojik yuvalarına geri döneceklerdir. Bizler ise dün olduğu gibi yarın da CHP’de, aynı yerde durmaya devam edeceğiz.
Lobi, klik ve çeteleşme, burjuva siyasetinin yapısal hastalıklarıdır. CHP, fraksiyonların değil; halkın partisidir. Parti içi mücadele, ilkesel ve ideolojik zeminde yürütülmediği sürece siyaseti çürütür.
Devşirme sığınmacılar yeni pazarlıkların ve yeni mevzilerin peşindeyken; biz kamucu ekonomi, planlama, sendikal haklar, laiklik ve sosyal adalet temelinde ülkenin gerçek kurtuluş programını savunmaya devam edeceğiz.
Çünkü CHP;
Ne bir kariyer basamağı,
Ne geçici bir barınak,
Ne de kişisel ikbal aracıdır.
***
Kardeşinin vefatı üzerine Mersin’e gelen Prof. Dr. Ali KOÇ ile yaptığımız söyleşide bana şunları söyledi:
“CHP’nin potansiyel oy tavanının henüz tam olarak yakalanamamış olması, sadece seçmenin “söylenen” değil, “söyleyen” tarafından da etkilendiğini gösteriyor. Anketlerde ekonomik ve toplumsal sorunların çözümü konusunda CHP’ye verilen yanıtların hâlâ yüzde 20- 25 arasında kalması, seçmenin iktidar alternatifi olarak CHP’yi görmesine rağmen, partinin güvenilir bir çözüm sunma algısının sınırlı olduğunu ortaya koyuyor.
Ecevit ve İnönü örneklerine bakarsak, liyakatli kadro, deneyimli siyasetçi ve teknokrat dengesinin doğru kurulması, partinin iktidara yürüyüşünde kritik rol oynamış. Baykal dönemi ekipçilik üzerinden bir başarı hikayesi yaratamaması ise bugünkü CHP açısından da bir uyarı niteliğinde: Parti, örgüt kapasitesi ve liderlik performansını doğru bir stratejiyle birleştirmedikçe %35 tavanını aşması zor görünüyor.
CHP, yüze kırk tavanını geçemez ise, meclis çoğunluğu AKP başta olmak üzere Siyasi İslamcı-Türkçü blokta kalabilir. Topal ördek durumu ortaya çıkar ve son 15 yıllık ekonomik buhranın faturası CHP ye transfer olur. Eğitim düzeyi düşük toplum kesimlerinde algı, maalesef olgular ve somut gerçeklerin önüne geçiyor.”
Özetle, CHP’nin önündeki en büyük engel sadece popülerlik değil; liyakatli kadro yönetimi, güvenilir vizyon ve seçmenle kurulan umut bağının güçlendirilmesidir.
CHP, bedel ödeyenlerin, direnenlerin ve vazgeçmeyenlerin partisidir.
Ve biz bu partiyi, tarihimize sadık, halkımızın yanında ve ilkelerimizden taviz vermeden var etmeye devam edeceğiz.