Bin yıl önce, Hallac-ı Mansur darağacına yürürken son kez ailesiyle vedalaşmasına izin verilmişti. Kız kardeşi yanına geldiğinde başı açıktı; muhafızlar öfkeyle bağırdı:

— “Başörtün nerede? Erkeklerin arasına nasıl böyle çıkıyorsun?”

O an, kız kardeşi dimdik durarak dedi ki:

— “Burada Mansur’dan başka erkek göremiyorum. Hepiniz bedensiniz.”

Mansur, yalnızca bir mahkûm değildi; Tanrı’yı kendi benliğinde aramanın, hakikati peşin yargılardan bağımsız savunmanın sembolüydü. Ölümü bile onun sözlerini susturamadı; fikirleri zamanın ötesine taşındı.

Bugün, bin yıl sonra, dünya modernleşmiş gibi görünse de özde çok şey değişmedi. Türkiye’de şehirlerde teknoloji ve bilim hayatın içinde; üniversiteler, sosyal medya, laboratuvarlar var. Ama hâlâ sokakta kadınlar şiddet ve ayrımcılıkla karşılaşıyor; kırsalda çocuklar eğitim hakkından yoksun; düşünce ve ifade özgürlüğü ciddi baskılar altında. Dünyada ise otoriter rejimler, dogmatik normlar ve baskıcı gelenekler özgür düşüncenin önünde duvarlar örüyor. Şekilcilik, ritüel ve boş kalıplar, hakikatin ve aklın önüne geçiyor.

Bugünün Hallac-ı Mansurları, bu duvarları aşmaya çalışan cesur insanlar: sosyal medyada kadın haklarını savunan aktivistler, akademisyenler, sokaklarda fikirlerini dile getiren gençler. Türkiye’de birçok kadın, sosyal medyada ve yerel mahallelerde kadın haklarını savunuyor; erkek egemen normlara karşı dimdik duruyor ve Mansur’un yolunu sürdürüyor. Onların sesi, bin yıl öncesinden gelen sesle birleşiyor:

— “Bedenimi susturabilirsiniz, ama fikirlerim ve hakikat arayışım arşa yükselir.”

Her direniş bir aynadır: Nerede baskı varsa, orada direnç de vardır. Nerede özgürlük varsa, işte orası insanın cenneti olur. Birçok insan, tıpkı Mansur gibi bedeniyle cezalandırılabilir, hedef alınabilir, sindirilmeye çalışılabilir. Ama fikirleri, sözleri ve cesareti hiçbir güç tarafından zincirlenemez.

Hakikat, bin yıl öncesinden bugüne taşıdığı yükle hâlâ canlıdır. Her yeni nesil, Hallac’ın sesini tekrar duyurmak için yürümeye devam edecektir; sokaklarda, sosyal medyada, laboratuvarlarda, üniversitelerde… Çünkü gerçek özgürlük, bedene mahkûm değildir. Hakikat, özgür düşüncenin ışığında arşa yükselmeye devam eder.

Ve işte şimdi, bizler bu sesi duyuyor, omuzluyor ve çoğaltıyoruz. Mücadele bitmedi; her adım, her ses, her fikir bir taş daha kaldırıyor bu duvarların üstünden. Bugün dünyanın sokaklarında, meydanlarında direnenler, yarının Hallac’larıdır. Tüm dünyada barış için, demokrasi için direniş devam ediyor, susturulamaz, durdurulamaz. Her nefes, her kelime, her cesur adım hakikatin yankısıdır.