İnsanı ve toplumu yeniden buluşturan bir ay olan Ramazanın toplumsal ruhu ve Hollanda’daki Türklerin yeri.
İnsanı ve toplumu yeniden buluşturan bir ay olan Ramazanın toplumsal ruhu ve Hollanda’daki Türklerin yeri.
Oruç neden var ve insana ne kazandırır?
(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)

İlhan KARAÇAY yazdı:
Hollanda’da, NSP, Teleac ve RVU ortaklığında kurulan kamu yayıncısı NTR, Ramazan ayı için geniş kapsamlı bir yayın hazırlığı yaptı. Radyo programlarından belgesellere, aile dizilerinden sosyal medya içeriklerine kadar uzanan bu yayınların ortak noktası ise “inanç, kimlik, aile, yemek ve birlikte yaşama kültürü.”
14 Şubat’tan itibaren başlayacak yayınlar NPO, NPO Start, NPO Luister, Zapp ve dijital kanallar üzerinden izleyici ve dinleyiciyle buluşacak. Programların temel amacı Ramazanın yalnızca dini bir ibadet ayı olmadığını, aynı zamanda toplumlar arasında bağ kuran güçlü bir kültürel dönem olduğunu göstermek.
NTR yetkilileri, hazırlanan içeriklerle Ramazanın Hollanda’da ve dünyanın farklı şehirlerinde nasıl yaşandığını anlatmak istediklerini belirtiyor. Bu anlatımın içinde Türk toplumunun da önemli bir yeri bulunuyor. Çünkü Hollanda’da Ramazan denildiğinde akla gelen en büyük topluluklardan biri Türkler.
RADYODAN BELGESELE, DİZİDEN SOSYAL MEDYAYA UZANAN YAYINLAR
Ramazan programlarının merkezinde günlük radyo yayını Suhoor Stories yer alıyor. Bu programda her sabah farklı konuklar Ramazan deneyimlerini, aile geleneklerini ve gündelik hayatla kurdukları bağı anlatıyor. Programda dünyanın farklı ülkelerinden Müslümanların sabah ritüelleri de yer buluyor.
Hollanda’daki Türk ailelerin sahur kültürü ve dayanışma alışkanlıklarının da bu çerçevede gündeme gelmesi bekleniyor.

Iftar Around The World adlı belgesel ise, Ramazanın uluslararası yüzünü ekrana taşıyor. Londra, Tromsø ve Muscat gibi şehirlerde yaşayan insanların iftar sofraları üzerinden hayat hikâyeleri anlatılıyor. Yemek burada sadece bir sofra unsuru değil. Hatıraların, geleneklerin ve kimliğin taşıyıcısı olarak ele alınıyor.
Türk mutfağının ve Türk aile yapısının bu anlatılarda doğal olarak yer bulması, Hollanda’daki çok kültürlü yapının da bir yansıması olarak görülüyor.

Ramadan Bites ise, genç kuşağa hitap eden sosyal medya içeriklerinden oluşuyor. Günlük kısa videolarda oruç, aile içi diyaloglar, mutfak telaşı ve iftar hazırlıkları mizahi bir dille anlatılıyor. Bu içeriklerde Türk gençlerinin ve göçmen kökenli ailelerin hayatından kesitler de dikkat çekiyor.

Spill the Tea adlı podcast programında ise genç kadınlar aile, kimlik, aşk ve ruh sağlığı üzerine açık sohbetler yapıyor. Göçmen kökenli gençlerin yaşadığı kimlik arayışı ve aidiyet duygusu bu programın önemli başlıkları arasında yer alıyor.
AİLE DİZİSİ VE ÇOCUKLAR İÇİN EĞİTİCİ İÇERİKLER

All You Can Eid adlı aile dizisi, ilk Ramazanını yaşayan bir çocuğun hikâyesi üzerinden ilerliyor. Dizide aile bağları, dayanışma ve birlikte kutlama kültürü öne çıkarılıyor. Bu hikâye Hollanda’daki Türk ailelerin yaşadığı deneyimlerle de örtüşen bir anlatım sunuyor.
Schooltv tarafından hazırlanan eğitim içeriklerinde ise çocuklara Ramazanın ne olduğu, orucun anlamı, sahur ve iftarın önemi anlatılıyor. Böylece farklı kültürlerden öğrencilerin birbirini daha iyi tanıması hedefleniyor.
TÜRK TOPLUMU BU TABLONUN DIŞINDA DEĞİL
Hollanda’da yaşayan Türkler, Ramazan geleneklerini güçlü biçimde sürdüren toplulukların başında geliyor. Camilerdeki iftar sofraları, mahalle dayanışması, sokakta iftar yemekleri, aile ziyaretleri ve ortak etkinlikler Ramazan ayının en belirgin görüntülerini oluşturuyor.
NTR’nin hazırladığı bu yayın paketi, yalnızca Müslümanlara yönelik bir içerik değil. Hollanda toplumunun tamamına hitap eden bir tanıtım ve anlama çabası olarak görülmeli. Türklerin bu toplum içindeki varlığı ve Ramazan kültürüne yaptığı katkı ise bu anlatının doğal bir parçası.
Özetle bu yayınlar, Ramazanın sadece bir ibadet değil, aynı zamanda ortak bir yaşam deneyimi olduğunu anlatıyor. Aynı sofrada buluşan, aynı hikâyeleri paylaşan ve aynı duyguları yaşayan insanlar arasında köprü kurmayı amaçlıyor. Türkler de bu köprünün en güçlü ayaklarından biri olarak bu hikâyenin tam merkezinde yer alıyor.
RAMAZAN SADECE ORUÇ DEĞİL. İNSANI YENİDEN İNŞA EDEN BİR AY
NTR’nin Ramazan yayınları, aslında daha büyük bir gerçeği hatırlatıyor. Ramazan yalnızca aç kalınan bir zaman dilimi değildir. Ramazanın, insanın kendine dönmesi, kalbini temizlemesi ve hayatın hızını yavaşlatması için verilen bir fırsat olduğuna inanıyorum.
İslam inancına göre Ramazan, Allah’ın kullarına bir lütfudur. Oruç ise bir ceza ya da zorunluluk gibi değil, insanı terbiye eden bir ibadet olarak kabul edilir. Hz. Muhammed’in hayatına bakıldığında da Ramazanın sadece aç kalmakla ilgili olmadığı açıkça görülür. Paylaşmak, sabretmek, öfkeyi kontrol etmek, fakirin hâlini anlamak ve insanlara zarar vermemek bu ayın temel ruhudur.
ORUÇ NEDEN VAR

Oruç ibadetinin arkasında hem manevi hem de insani bir hikmet olduğuna inanırım.
İnsan, hayatın içinde çoğu zaman fark etmeden tüketir. Yer, içer, harcar, konuşur, kırar ve geçip gider. Ramazan bu akışı durdurur. İnsana durmayı öğretir.
Açlığın burada bir amaç olduğuna inanmıyorum. Açlık bir hatırlatmadır. Sofraya her gün ulaşamayan insanların varlığını hatırlatır. Sabretmenin ne demek olduğunu öğretir. Nefsin her istediğinin hemen yapılmaması gerektiğini gösterir.
Bu yönüyle oruç, insanı disipline eder. Gün boyu yememek ve içmemek, akşam vakti sofraya oturduğunda şükretmeyi öğretir. İsrafın ne olduğunu fark ettirir. Lokmanın değerini hatırlatır.
SAĞLIK VE HAYAT DENGESİ

Ramazanın bir başka yönü de, hayatın ritmini düzenlemesi olduğuna inanıyorum. Modern bilim bugün aralıklı beslenme, metabolizmanın dinlenmesi ve vücudun toparlanması gibi kavramlardan söz ediyor. Oruç, asırlardır uygulanan doğal bir denge hâlidir. İnsan bedenine de, zihnine de nefes aldırır.
Ancak, Ramazan sadece sağlık için tutulmaz. Sağlık bunun yanındaki bir kazanımdır. Asıl olan, insanın kendini kontrol etmeyi öğrenmesidir. Azla yetinmek, paylaşmak ve şükretmek bu ayın temelidir.
TOPLUMU BİR ARADA TUTAN GÜÇ
Ramazan aynı zamanda bir toplumsal dayanışma ayıdır. Sofralar büyür. Kapılar açılır.
İnsanlar birbirini davet eder. Komşular birbirini hatırlar. Camiler, dernekler ve mahalleler hareketlenir.

Hollanda’daki Türk toplumu bu kültürü en güçlü şekilde yaşatan toplulukların başında geliyor.
İftar sofraları için yapılan davetler bir ay öncesinden gönderilmeye başlandı. Benim ajandamda yer alan davet sayısı 50’yi geçti. Bundan sonra gelecekler de cabası.
İftar sofraları sadece yemek yenilen yerler değildir. Hasretlerin giderildiği, dostlukların tazelendiği ve yeni bağların kurulduğu alanlardır.
Gençler büyükleriyle aynı sofraya oturur. Çocuklar Ramazanın ne olduğunu evde öğrenir. Paylaşmanın değeri bu sofralarda anlatılır.
BİR İBADETİN ÖTESİNDE BİR HAYAT DERSİ
Ramazan, insanı yavaşlatır. Kendine baktırır. Kalbini yoklatır. Kimseye görünmeden yapılan bir ibadet olduğu için samimiyet ister. Bu yüzden de en güçlü tarafı iç dünyaya dokunmasıdır.
Oruç tutan kişi, gün boyu yalnızca aç kalmaz. Dilini tutar. Kalbini korur. Kırmamaya çalışır. Yardım etmeye yönelir. Bu da Ramazanı sadece dini bir ritüel olmaktan çıkarır ve bir hayat dersine dönüştürür.
NTR’nin hazırladığı yayınların değeri de burada ortaya çıkıyor. Ramazanı sadece bir ibadet ayı olarak değil, bir kültür, bir duygu ve bir toplumsal bağ olarak anlatmaya çalışıyor. Türklerin bu hikâyedeki yeri ise çok belirgin. Çünkü Ramazan geleneklerini en canlı biçimde yaşatan, aile yapısı ve paylaşma kültürüyle bu ayın ruhunu taşıyan toplulukların başında Türkler geliyor.
Sonuçta Ramazan, insanın hem Allah ile hem de insanlarla kurduğu bağı güçlendiren bir aydır. Sofrada başlayan, kalpte büyüyen ve topluma yayılan bir iyilik hâlidir. Bu yüzden Ramazan geldiğinde sadece aç kalınmaz. İnsan biraz daha insan olur.

