"..Bu kentte batıda zengin, doğuda gariban yaşıyor. Her iki taraf da tepkili. Ama ne hikmetse bu tepkilere kulaklarını tıkayan tek kurum var..."

Üç genç kız artık hayatta değil.
Tek suçları refüjde durmaktı.
Kontrolden çıkan bir araç, onların tüm hayallerini yerle bir etti. Hayatta yan yana duran üç genç, refüjdeki gibi yan yana toprağa verildi. Yılların ihmali, sorumsuzluğu ve duyarsızlığı bir kez daha can aldı.
Hani bir söz vardır ya; “Bir ülkeyi tanımak istiyorsan, insanların ne şekilde öldüğüne bak” diye…
İşte o sözün altına üç gencin ölümüyle bir imza daha atıldı.
Batıya doğru gidince çile, doğuya doğru gidince ölüm yolu…
D400 maalesef tam da bunu anlatıyor.
Bir tarafı yaz aylarında insanı canından bezdiren bir keşmekeş, diğer tarafı doğrudan can alan bir ölüm hattı. Bu kentte batıda zengin, doğuda gariban yaşıyor. Her iki taraf da tepkili. Ama ne hikmetse bu tepkilere kulaklarını tıkayan tek kurum var: iktidar.
Bir bağlantı yolu yapmak, bir battı–çıktı inşa etmek, bir üst geçit koymak… Dünyaya meydan okuyan (!) bir devlette bunlar gerçekten bu kadar zor mu? Anlamak mümkün değil.
Biri çıkar, “Mersin en fazla yatırım alan kentlerin başında geliyor” der.
Diğeri, ilk yağmurda oluşan su baskınlarını DSİ yerine belediyeye yükler.
Bir başkası, “Çevremiz düşman dolu” diyerek emekliye bu maaşla yetinmesini salık verir.
Ama konu üç gencin ölümü olunca…
Derin bir ölüm sessizliği.
Yıllardır sürüncemede bırakılan Çeşmeli–Taşucu Otoyolu hâlâ tamamlanmadı.
Mersin’in göbeğindeki Akbelen Kavşağı gündemde bile değil.
Ve üç gencimize mezar olan Mersin–Adana D400 bağlantı yolu…
Yıllardır el atılmayan, kaderine terk edilen bu yol iki büyük şehri birbirine bağlıyor. Üretimin, sanayinin, istihdamın can damarı olması gereken bu yol, ne yazık ki kana bulanıyor.
Neredeyse bir hafta geçti.
Bu üç genç, Meclis’te sadece bir dakika konuşuldu.
Onu da CHP’li Gülcan Kış gündeme taşıdı.
O pahalı koltuklardan bakıldığında insan hayatı bu kadar ucuz olmamalı.
Sözün özü şu:
İktidar, Osmanlı’nın son döneminin tartışmalı figürlerini kendine rehber edinmek yerine; devletin kurucusu Osman Gazi’ye “Ey oğul, insanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen büyük İslam âlimi Şeyh Edebali’yi örnek almalı.
Ve bu ülkenin insanlarına artık birer hammadde gibi değil,eşref-i mahlûkat olarak bakmalı.