Ağzındaki dökülen dişlerini yaptıramıyorsan…
On yıldır aynı tişörtü giymek zorunda kalıyorsan…
Markette meyveyi kiloyla değil, taneyle alıyorsan…
Et, balık ve süt senin için lüks olmuşsa…
Torununu bir gün olsun sinemaya ya da tiyatroya götüremiyorsan…
Bir kafede oturup gönül rahatlığıyla bir bardak çay içemiyorsan…
Kitapçıya girip beğendiğin kitabı fiyatına bakarak yerine bırakıyorsan…
O zaman aynanın karşısına geç ve kendine şu soruyu sor:
"Ben bunu hak edecek ne yaptım?"
Cevabı acı ama basit:
Sen seçtin.
İnsan ömrü bir kez yaşanır.
Kimse bu dünyaya yalnızca nefes almak için gelmedi.
İnsanca yaşamak, emeğinin karşılığını almak ve huzur içinde yaşlanmak herkesin hakkıdır.
Yıllarca çalış…
Prim öde…
Vergi ver…
Ülkeye hizmet et…
Sonra emekli olunca en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hâle gel…
Bir diş tedavisi lüks…
Sağlıklı beslenmek lüks…
Tatil yapmak lüks…
Sinemaya gitmek lüks…
Tiyatroya gitmek lüks…
Ve en acısı…
Kitap almak bile lüks…
İşte asıl yoksulluk burada başlıyor.
Çünkü kitap sadece kâğıt değildir.
Kitap bilgidir.
Düşünmektir.
Kendini geliştirmektir.
Ufkunu genişletmektir.
İnsan yalnızca ekmekle yaşayabilir ama yalnızca ekmekle mutlu olamaz.
Bugün insanlar kitap okumadığı için değil, kitaba bütçe ayıramadığı için okumuyor.
Anne babalar çocuklarına kitap almadan önce mutfak masrafını, kirayı ve faturaları hesaplıyor.
Emekliler yıllarca çalıştıktan sonra bir kitap alamıyorsa, bu yalnızca ekonomik bir kriz değildir; aynı zamanda kültürel bir çöküştür.
Çünkü okumayan toplum sorgulamaz.
Sorgulamayan toplum ise kendisine sunulan her şeyi kabullenmeye başlar.
İşte asıl kaybettiğimiz budur.
İnsan önce kendine değer vermelidir.
Hakkını aramayanın hakkını kimse aramaz.
"Bana bu kadar yeter." diyen toplumlara daha fazlası verilmez.
En acısı ise görülmemektir…
Dişim döküldü…
Beni gören yok.
Ayakkabım eskidi…
Beni gören yok.
Pazardan elim boş döndüm…
Beni gören yok.
Elektrik faturasını düşünmekten geceleri uyuyamıyorum…
Beni gören yok.
Ay sonunda bir kitap alacak param kalmadı…
Beni gören yok.
Peki neredesiniz?
Beni ancak öldüğümde mi göreceksiniz?
Tabutum omuzlarda taşınırken mi "Ne iyi insandı." diyeceksiniz?
Mezarımın başında edilen güzel sözlerin bana ne faydası olacak?
İnsan yaşarken görülmek ister.
Yaşarken değer görmek ister.
Yaşarken insanca yaşamak ister.
Çünkü saygının da, adaletin de, vicdanın da anlamı insan hayattayken vardır.
Öldükten sonra söylenen güzel sözler, yaşarken hissedilen yalnızlığı ve yokluğu telafi edemez.
Bir ülkenin gerçek zenginliği; emeklisinin dişini yaptırabildiği, sağlıklı beslenebildiği, torununu sinemaya götürebildiği, tiyatro izleyebildiği ve cebindeki parayı hesaplamadan kitap alabildiği gün başlar.
Çünkü insan yalnızca karnını değil, aklını ve ruhunu da doyurmak ister.
Kitabın lüks olmadığı…
Kültürün ayrıcalık sayılmadığı…
Emeklinin yaşamaktan utanmadığı bir ülke özlemiyle…
Ben Fikret Yalçın…
Keşke bunları yazmak zorunda kalmasaydım.
Ama susmak hiçbir şeyi değiştirmiyor.
İnsan yaşarken görülmek, duyulmak ve hak ettiği gibi yaşamak ister.
Ey emekli…
Son kez aynaya bak ve kendine aynı soruyu sor:
"Ben bunu hak edecek ne yaptım?"