Süleyman Koyuncu’nun ısrarlı mücadelesi sonucunda Amsterdam’da Göç Anıtı yükselecek.
“Sömürülmenin anıtı mı olur” diye haklı itirazlara, “Bu anıtlar bir övünme aracı değil, bir hatırlatma biçimidir.” denilebilir.

İlhan KARAÇAY yazdı:
Amsterdam’da savaş sonrası dönemde, kenti emeğiyle ayağa kaldıran misafir işçiler için yapılacak anıt projesi resmiyet kazandı. Uzun yıllara yayılan girişimlerin ardından Amsterdam Belediye Meclisi’nde alınan kararla, “2025 Bahar Bütçesinden” 400 bin euro ayrıldı ve anıtın 2027 yılında tamamlanması hedeflendi.
Bu karar yalnızca bir sanat projesinin başlaması anlamına gelmiyor. Bu karar, yıllardır görünmez kalan emeğin, göçün ve fedakârlığın resmen tanınması anlamına geliyor.
Karaman, İstanbul Kadıköy ve Rotterdam’da daha önce açılan göç anıtlarının oluşturduğu hafıza zincirine Amsterdam’ın da ekleniyor.

Bu projenin arkasında başından beri aynı isim var: DENK Partisi Amsterdam Belediye Meclisi Üyesi Süleyman Koyuncu. Projenin belediye gündemine taşınmasından, toplumsal destek oluşturulmasına kadar geçen süreçte, Koyuncu’nun ısrarlı takibi belirleyici oldu.
MİSAFİR İŞÇİLER AMSTERDAM’IN KURUCULARIYDI
Amsterdam’ın bugünkü refahı yalnızca ekonomik planların ve yerel yatırımların sonucu değil. Limanlarda, fabrikalarda, inşaatlarda, atölyelerde çalışan bir kuşak var bu şehrin arkasında. Anadolu’dan, Fas’tan, İtalya’dan, İspanya’dan, Portekiz’den, Yunanistan’dan ve eski Yugoslavya’dan gelen misafir işçiler.
Onlar bu ülkeye geçici olarak geldiklerini düşündüler. Çoğu yalnızdı. Çoğu dil bilmiyordu. Çoğu en ağır işlerde çalıştı. Ama sonuç değişmedi. Amsterdam’ın büyümesinde ve yeniden yapılanmasında bu insanların emeği belirleyici oldu.
Bugün yapılacak anıt, bu emeğin yalnızca hatırlanması değil, kamusal alanda kalıcı yer bulması anlamına geliyor. Bu yönüyle anıt bir teşekkür olduğu kadar gecikmiş bir vefa borcu olarak görülüyor.
TEKLİFTEN KARARA UZANAN UZUN YOL

Misafir İşçi Anıtı fikri bir gün içinde ortaya çıkmadı. Yıllar süren temaslar, siyasi girişimler ve toplumsal farkındalık çalışmaları sonucunda şekillendi. Süleyman Koyuncu’nun belediye meclisinde defalarca gündeme getirdiği öneri, kamuoyunun desteğiyle büyüdü ve sonunda meclis kararı haline geldi.
Koyuncu’nun temel yaklaşımı netti. Misafir işçiler bu şehrin geçici misafirleri değil, kurucu emekçileridir. Bu gerçek kamusal hafızaya kazınmalıdır.
Bugün gelinen noktada bireysel siyasi çabanın toplumsal karşılık bulduğu nadir örneklerden biri yaşanıyor. Çünkü bu karar bir meclis maddesinden öte, bir kuşağın hikâyesinin kabul edilmesi anlamına geliyor.
BELEDİYE MECLİSİNDE TARİHİ ANLAR

Kararın alındığı toplantı sembolik açıdan güçlü bir buluşmaya sahne oldu. Süleyman Koyuncu’nun öncülüğündeki süreçte toplantıya Belediye Başkan Yardımcısı Touria Meliani, Türkiye’nin Amersfoort Fahri Başkonsolosu Titus Kramer, birinci nesil misafir işçilerden İbrahim Görmez ve Ali Sarı gibi isimler katıldı.
Birinci kuşağın temsilcilerinin meclis salonunda yer alması, alınan kararın yalnızca siyasi değil vicdani bir anlam taşıdığını da ortaya koydu. Çünkü bu kararın gerçek muhatapları, yıllarca fabrikalarda çalışan, çocuklarını memleket hasretiyle büyüten ve çoğu zaman görünmeden yaşayan o insanlar.
AMBTSWONING TOPLANTISI VE TOPLUMSAL DESTEK

Anıt sürecinin önemli aşamalarından biri Ambtswoning’da gerçekleştirilen geniş katılımlı toplantı oldu. Süleyman Koyuncu, Anissa Bouhassani ve Yasmine Bentoumya’nın girişimiyle düzenlenen programda Touria Meliani ve Araf Ahmadali açılış konuşmaları yaptı.
Marlies van Opheusden, “Plaats van Herinnering” başlıklı toplumsal destek araştırmasını paylaştı. Toplantıya İtalyan, Faslı, Türk, Portekizli, İspanyol, Yunan ve eski Yugoslav topluluklarının birinci kuşak temsilcileri katıldı.
Bu tablo misafir işçilik tarihinin yalnızca bir ülkenin değil, Avrupa’nın ortak hikâyesi olduğunu bir kez daha gösterdi.
TOPLUMSAL DESTEK ARAŞTIRMASI NEYİ GÖSTERDİ

Amsterdam Belediyesi’nin talebiyle yürütülen katılımcı araştırma, anıt fikrinin toplumda güçlü bir karşılık bulduğunu ortaya koydu. Sekiz toplantı, iki kent buluşması ve dokuz saha görüşmesi aracılığıyla 85 kişiye ulaşıldı.
Katılımcılar misafir işçilik tarihinin unutulmasından endişe duyduklarını dile getirdi. Bir anıtın yalnızca sembolik olmayacağı, eğitime katkı sağlayacağı ve kuşaklar arası aktarımı güçlendireceği görüşü öne çıktı.
GURBETİN YÜKÜ VE BİR KUŞAĞIN HİKÂYESİ
Bugün ikinci ve üçüncü kuşak Amsterdamlılar için misafir işçilik çoğu zaman bir aile hatırası gibi anlatılıyor. Ama birinci kuşak için bu bir hayat mücadelesiydi.
Gurbet demek ayrılık demekti. Çocuklarını yıllarca görememek demekti. Dil bilmeden çalışmak demekti. Aynı odada beş kişi kalmak demekti. Memlekete gönderilen paralarla kurulan hayatlar demekti.
Anıtın taşıyacağı anlam da tam burada ortaya çıkıyor. Bu bir heykel değil. Bu bir hikâye. Bu bir hayatın özeti. Bu, emeğin taşlaşmış hali.
ANITIN YERİ VE SANATSAL FORMU NASIL BELİRLENECEK

Önümüzdeki süreçte anıtın yeri, ismi ve sanatsal formu geniş katılımlı görüşmelerle belirlenecek. Bu karar yalnızca bürokratik bir süreçle alınmayacak. Toplumun farklı kesimleri sürece dahil edilecek.
Sanatçının kim olacağı, anıtın hangi mesajı taşıyacağı ve şehrin neresine konumlandırılacağı da bu görüşmelerin ardından netleşecek. Ancak değişmeyecek tek yaklaşım var. Misafir işçilerin hikâyesi Amsterdam’ın ortak hikâyesidir.
SİYASİ BİR PROJEDEN ÖTE TOPLUMSAL BİR HAFIZA İNŞASI
Bu girişim, klasik bir belediye projesi değil. Bu girişim bir hafıza inşasıdır. Çünkü yıllar boyunca göçmen emeği çoğu zaman istatistiklerin ve ekonomik raporların içinde kaldı. İnsan hikâyeleri geri planda kaldı.
Bugün yapılan şey, bu hikâyeleri kamusal alana taşımak. Şehrin merkezine taşımak. Herkesin görebileceği bir noktaya taşımak.
Süleyman Koyuncu’nun ısrarı da tam olarak burada anlam kazanıyor. Bu proje yalnızca bir siyasi hedef değil. Bir kuşağın görünür olma mücadelesi.
GEÇ GELEN AMA GÜÇLÜ BİR ADALET DUYGUSU
“Göçün hafızasını yaşatacak Amsterdam abidesi henüz çizilmedi. İşte benim hayalimdeki olası anıt tasarımları.”
Amsterdam’da yükselecek Misafir İşçi Anıtı, geçmişi hatırlatan bir yapı olacak. Ama aynı zamanda geleceğe konuşacak.
Çünkü bu anıt, yalnızca dedelerin ve babaların hikâyesini anlatmayacak. Aynı zamanda bugünün gençlerine şunu söyleyecek. Bu şehirde sizin de emeğiniz var. Bu şehirde sizin de iziniz var.
Ve belki de en önemlisi şu gerçek bir kez daha kabul edilmiş olacak. Misafir işçiler bu şehrin kenarında değil, merkezindedir.
Bu anıt, geç gelen ama güçlü bir adalet duygusunun sembolü olarak Amsterdam’ın hafızasında yerini alacak.
Teşekkür edilen katkı sunanlar: Onno van den Muysenberg, Cigdem Ozcelik, Eva Govan, Havva Betül Çetinkaya, Dok Gerritsen, Asuman Doğan, Sara Aljić, Olivia Tudor, Laura Van Hasselt, Helene de Scharnes, Duygu A., Raquel Kurpershoek, Filip Schriver.
GEÇMİŞTEN BUGÜNE UZANAN ANITLAR ZİNCİRİ
Rotterdam’daki anıt:

Amsterdam’da atılan bu adım, Avrupa ve Türkiye’de daha önce hayata geçirilen göç anıtlarının devamı niteliğinde.
Rotterdam’da savaş sonrası yeniden inşaya katkı sunan birinci kuşak işçiler için yapılan Misafir İşçi Anıtı ve etrafında düzenlenen anma etkinlikleri, bu hafızanın en güçlü örneklerinden biri oldu. Kent yönetimi ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla gerçekleştirilen etkinliklerde, birinci kuşağın emeğinin Rotterdam’ın kimliğinin parçası olduğu vurgulandı.
İstanbul Kadıköy’deki anıt:
Türkiye’de ise İstanbul Kadıköy’de açılan “Umuda Yolculuk” anıtı, Avrupa’ya giden ilk işçi kuşağına adandı. Anadolu’dan yola çıkan insanların bilinmezliğe doğru yaptığı yolculuğu simgeleyen bu anıt, Hollanda’daki Türk kuruluşlarının girişimiyle hayata geçirildi.
Karaman’daki anıt:

Karaman Tren Garı önünde açılan Göç Anıtı ise işçi göçünün 50. yılı anısına dikildi ve
birinci kuşağa “ahde vefa” olarak değerlendirildi.
2018 YILINDAKİ İLK TÜRK GÖÇMEN KAHRAMANLARI PORTRELENMİŞTİ

