AHBAP ve Haluk Levent üzerinden yürüyen soruşturma ve tartışma, özellikle bu dayanışma ağının çağrısına destek olmuş insanlarda şok etkisi yarattı.
Adalet Yürüyüşü kahramanı Kılıçdaroğlu’nun Butlan çöküşü ardından, 6 Şubat depremleri sonrası “dayanışma kahramanı” haline gelen Haluk Levent’in, kendisine yönelik soruşturma sırasında kumar bağımlılığı ve şaibeli para ilişkilerinin ortaya çıkması, kamuoyunda ister istemez güven erozyonu, duygusal kırılma yarattı.
İnsanlar ister istemez, benim “kahraman” bildiklerim, nasıl birden psikolojik sorunları olan birer zavallı durumuna geliverdiler, bu insanları “kahramanlık” mertebesine bu kadar kolay nasıl çıkardım, diye kendilerini sorgulamaya başladılar.
Şaibeli hale gelmiş, siyasallaşmış hukuki zeminde; sanatçılara, sporculara, toplumun rol modellerine yönelen bahis, uyuşturucu operasyonları, aynı zamanda, insanların bir araya gelebilecekleri moral dayanakları çökertmeye dönük kurnazca bir müdahale olarak da okunabilir. Gözden düşen kahramanlarla, liderlerle, kamuoyunda yaratılmaya çalışılan güvensizlik ortamı, mevcut statükoyu öyle ya da böyle mutlaka muhafaza etmek üzerine kurulan bir oyunda kimin işine yarar? Sorulması gereken asıl soru belki de bu.
Bekir Ağırdır Oksijen Gazetesi’ndeki köşesinde Veri Pusulası’nın Kahramanlık Teması üzerine yaptığı bir araştırmanın bazı verilerini açıkladı. Toplumun %67’si geçmişe göre bugün kahramanlara daha fazla ihtiyaç olduğunu düşünüyormuş. Sadece bu veri bile toplumun sürüklendiği tehlikeli gidişatı göstermeye yeter.
Toplumun %59 u ise yeni bir kahramanın toplumu birleştirebileceğine inanıyormuş (17 Temmuz Oksijen). Bence bu sorunun öznesi “kahraman” diye değil “lider” diye sorulmalıydı. Birbirine paralel bu iki soruya verilen cevaplar arasında oluşan %8’lik fark sorunun yanlış sorulmuş olmasından kaynaklanıyor olabilir.
Karakteri kahraman haline toplum getirir. Kahraman, kahramanlığını sergilerken toplumu bir araya getirmek üzere yola çıkmaz. O verili koşullarda oynaması gereken rolü oynar. Kimsenin almadığı riski aldığı, cesareti gösterdiği için kahraman olmuştur. İkizköy-Akbelen Direnişi Kahramanı sevgili Esra Işık gibi.
Kahraman, beklentiler doğrultusunda insanları bir araya getirmeye, onları harekete geçirmeye, hatta onları dönüştürmeye başlarsa artık ona lider demek daha doğru olur. Her lider onu izleyenler için kahraman olabilir. Ama her kahramandan aynı zamanda bir lider çıkmasını beklemeyiz.
Adil olmayı, yerinde tavır almayı, insanların tepkilerini, öfkelerini şekillendirmeyi, insanların haklarını hukuklarını korumayı liderden bekleriz. Ama o bizim aynı zamanda kahramanımızdır ayrı mesele.
Kahraman mücadele içinde, sert çatışma koşullarında ortaya çıkarlar. İsveç gibi gelişmiş yerleşmiş demokrasi geleneği olan bir ülkede, kahraman olarak ortaya çıksa çıksa, karbon ayak izini azaltma mücadelesi veren 2003 doğumlu Greta Thunberg çıkar.
Ama bizim gibi ülkelerde toprağını, ağacını, zeytinini savunan 70-80 yaşındaki nineler; kızının, çocuğunun katillerini, faili meçhullerini arayan, Kartalkaya yangınında adalet arayan analar, babalar hepsi birer kahramandırlar. Toplumun değerlerinde, hüzünlerinde, öfkelerinde iz bırakırlar.
Kahramanlarımız etrafında ne kadar ortaklaşabildiysek o oranda toplum oluruz. Senin kahramanın sana benim kahramanım bana yaklaşımları, kahramanları yarıştırmak, başkasının kahramanına ağza alınamayacak sözlerle saldırmak, kendi ideolojik liderini inatla karşındakine dayatmak, adete gözüne sokmak, bütün bunlar toplumu böler, muhalefeti böler, ortak mücadeleyi böler. Cumhur ittifakının bazı hamleleri bu sonuca ulaşmak için yaptığını düşünüyorum.
Hukukun siyasallaştığı, kurumlara güvenin yerlerde süründüğü, adalet aramanın kahramanlık haline geldiği yerde, mevcut statükoyu sürdürmek için oyun içinde oyun planlayanlar; elbette herkesin birbirine şüpheyle bakmasını, kimsenin kimseye güvenmemesini, mümkünse herkesin birbirinin kuyusunu kazmasını isterler. İnsan olmuş, sosyali, sosyal olmayanı hangi medya olursa olsun fark etmez, ellerinde ne araç varsa kullanırlar.
Evet, kahramanlarımız moral dayanaklarımızdır. Bu zorlu koşullarda elbette onlara ihtiyacımız var. Zaten amaç da kahramanlara ihtiyaç duymayacağımız bir ülke yaratmak değil mi. Kurumların işlediği, insanların haklarını, kültürlerini güvence altında hissettikleri, düşüncelerini özgürce ifade edebildikleri, gelirin adil paylaşıldığı yerde kahramanlara ihtiyaç kalmaz. Ama lidere her zaman ihtiyaç vardır.
Elbette her türlü adaletsizliğe, haklı talebi güç kullanarak susturma çabasına, güçlü olanın yanında durmalara, haksızlıklara karşı üç maymunu oynayanlara, her türlü nezaketsizliğe, hadsizliğe karşı çıkacağız.
Fakat hak, özgürlük, demokrasi mücadelesi verenler arasında güvensizlik, çaresizlik, kuşku yaratmak amacıyla sahneye konulan manipülasyonlara, müdahalelere, oyunlara ve bunlarda rol üstlenen oyunculara, butlancılara, topuklayanlara, odun yarıcının hık deyicilerine karşı da uyanık olacağız.
Doğru liderin arkasında durmak, kahramanları ortaklaştırmak, amaç bu olmalı. İmanımız kişiye değil gelecek güzel günlere olmalı.