Bu, beynimin yeni fantezisi, kendi düşüncelerimi, bildiğimi sandıklarımı birbiriyle tartıştırıyorum.
Deliriyor muyum dersiniz?
Örnekleyeyim, dün Prof. Dr. Ahmet Aslan’ın ünlü eserini okurken öğrendiklerimden yaralanarak kendime sordum:
- Ben, Cumhuriyetçi miyim, demokrat mıyım?
-
İki gün önce tanıdığım herkesin Cumhuriyet Bayramını kutladım.
Çünkü cumhuriyetçiyim.
Bugün ise Cumhuriyetçi olmadığımı düşünüyorum.
Evet, cumhurun iradesi, yani egemenlik, “bila kayd-ü şart milletindir”. Ulustan başka egemen tanımak, köleliktir, biatçılıktır, teslimiyetçiliktir. Hepsinden önemlisi birey olarak varlığını inkardır.
Bunları elbette kabul ediyorum. Fakat fark ediyorum ki bunlar bana yetmiyor.
Galiba ben, demokrasi istiyorum.
Nedir demokrasi?
“Özgürlükler, haklar, eşitlik, siyasal temsil, siyasal katılım ve insan hakları…”
Bu kavramlar bana çok cazip geldiği için salt egemenliğin sahibini önemseyen Cumhuriyet, bana belki de bugün için yetmemektedir.
Sanıyorum ki Türk aydınlarının tartışması gereken konulardan biri de cumhuriyetle, onun halka mal olmuş şekli diyebileceğimiz demokrasi arasındaki ilişkileri, aralarındaki farkları ve bağlantıları açığa çıkarmak üzere tartışmaktır.

Özetin özeti:
Ben, kendimle kavgalarımdan anladım ki demokrasiyi iyi bilmiyorum. Cumhuriyeti de iyi bilmiyorum.
Halkımız da bilmiyor; çünkü bunlar kimsenin umurunda değil.