Üşenmedim, baktım.
Mersin–Üsküdar arası tam 926 kilometre.
Ciddi bir mesafe.
Olsun…
Can Yücel’in o meşhur şiirinde dediği gibi:
“En uzak mesafe ne Afrika’dır, ne Çin, ne Hindistan, ne seyyareler, ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…
En uzak mesafe iki kafa arasindaki mesafedir birbirini anlamayan"
İşte asıl halledilmesi gereken mesafe de buydu.
Son bir hafta içinde Mersin’de yapılan seçimler ve bugün Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi’nde yaşananlar, bu mesafenin istenildiğinde ne kadar kısalabileceğini gösterdi bize.
Uyumun, sağduyunun ve ortak aklın huzuru nasıl tetiklediğini…
Mersin, siyasetin her zaman kavga etmek olmadığını da gösterdi.
Bazen birbirinin yüzüne bakabilmenin, farklı düşünsen bile aynı kentin geleceği için yan yana durabilmenin ne kadar değerli olduğunu hatırlattı.
Oysa 926 kilometre ötede, Üsküdar’da birkaç ay önce bambaşka bir hikâye yaşandı.
Sonu her iki taraf için de hüsranla biten bir hikâye…
Önce belediye başkanı tutuklandı.
Ardından tartışmalı bir seçimle Üsküdar Belediyesi el değiştirdi.
Peki sonra ne oldu?
Göreve gelen belediye başkanı, talihsiz bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.
Tabloya bir bakın…
Sinem Dedetaş cezaevinde, Dündar Ziya Gültekin ise mezarda.
Sanki gazetelerin üçüncü sayfasından çıkmış hazin bir aşk hikâyesinin sonu gibi…
Kimseye yar olmadı Üsküdar.
Anlayacağınız…
Üsküdar, sevgisizlik ikliminin ve rövanşist duyguların en hazin hikâyelerinden biri olarak Türk siyasi tarihindeki yerini aldı.
Birilerine göre takdir-i ilahi…
Birilerine göre ilahi adalet oldu Dündar Ziya Gültekin’in ölümü.
Oysa buyuran aynı Allah’tı.
Ne var ki siyaset denilen kavram, insanların inancını bile ikiye böldü.
Bir ölümde bile ayrıştırdı insanları.
Aralarına mesafe koydu.
Bakın Mersin’e…
İnsanlar birbirlerinin yüzüne bakmanın değerini yeniden anladı.
Kara günlerde savaş baltalarını gömdü.
Vahap Seçer’in cezaevine girmesini yalnızca bir siyasi meselenin değil, Mersin’in bir kaybı olarak gördü.
“Sevgide serbestlik, saygıda mecburiyet” dediler.
Belki de Mersin’in son günlerde verdiği en önemli mesaj buydu.
Peki ya Üsküdar?
Üsküdar dua ile beddua arasına sıkışıp kaldı.
“Allah nasip etmesin” ile “Allah rahmet eylesin” arasında bir fetret devri yaşadı.
Genç yaşta iki insan; bu kirlenmiş siyasetin, haksızlıkların, adaletsizliklerin ve rövanş duygularının arasında öğütüldü.
Yüzlercesi gibi…
Kimine demir parmaklık düştü, kimine dört kollu.
Bu arada birileri cebini doldurdu, elini ovuşturdu ve hayatına devam etti.
Asıl acı olan da bu zaten.
Siyasetin kavgasını yapanlar bir süre sonra yollarına devam ediyor.
Ama bedelini, o kavganın ortasında kalan insanlar ödüyor.
Mersin ile Üsküdar arasındaki mesafe 926 kilometre.
Ama mesele kilometre değil.
Mesele, insanların birbirini anlamaya ne kadar uzak olduğu.
Mersin bugün o mesafeyi biraz olsun kapattı.
Keşke siyaset de bunu anlayabilse…
Çünkü bazen bir ülkenin bir kentin ihtiyacı olan şey, kazananın kim olduğu değil;
Kimsenin kaybetmediği bir ortamı tesis etmektir .
Mersin Üsküdar hattı .
Esat DURAK
Yorumlar