"..Ama muhtarı sadece belge veren kişi olarak görmek de yanlış. Muhtar, mahallenin seçtiği kişidir..."

Türkiye’de yerel yönetimler yeniden tartışılıyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin büyükşehirlerde muhtarlıkların kaldırılması ve büyükşehir belediye başkanlarının ilçe belediye başkanlarını belirlemesine yönelik önerisi, yıllar sonra yeniden gündeme geldi.
İlk bakışta mesele, “Muhtarlığa gerçekten ihtiyaç var mı?” sorusuna indirgenebilir.
Oysa konu bundan çok daha büyük.
Mesele, yerel demokrasinin nasıl işleyeceğidir.
Muhtarlıkların bugün bazı handikapları olduğu açık.
Eskiden muhtarlıklardan alınan birçok belge artık e-Devlet üzerinden birkaç dakikada alınabiliyor. Dijitalleşme karşısında muhtarlığın klasik görevlerinin bir bölümü gerçekten önemini yitirdi.
Ama muhtarı sadece belge veren kişi olarak görmek de yanlış.
Muhtar, mahallenin seçtiği kişidir.
Mahallede kimin ne sorunu olduğunu bilen, yaşlısından ihtiyaç sahibine kadar birçok insanın sorununu ilgili kurumlara taşıyan yerel bir temsil noktasıdır.
Belediye başkanı bütün kenti yönetebilir ama her sokağın, her apartmanın sorununu bilemez.
Bu nedenle muhtarlığı kaldırmak, sadece bir bürokratik makamı kaldırmak anlamına gelmez.
Mahalle ile devlet arasındaki seçilmiş temsil noktasını da ortadan kaldırır.

Asıl tartışılması gereken ise büyükşehir belediye başkanının ilçe belediye başkanlarını belirlemesi önerisidir.
Bugün ilçe belediye başkanını o ilçede yaşayan vatandaş seçiyor.
Başarılı bulursa yeniden seçiyor, başarısız bulursa değiştiriyor.
Peki belediye başkanını büyükşehir belediye başkanı belirlerse, ilçe başkanı kime karşı sorumlu olacak?
Seçmene mi, kendisini belirleyen büyükşehir başkanına mı?
İşte burada ciddi bir demokratik temsil sorunu ortaya çıkabilir.

Elbette büyükşehir ile ilçe belediyeleri arasındaki siyasi farklılıkların hizmetleri aksattığı durumlar yaşanabiliyor.
Ancak çözüm, seçmenin farklı tercihlerini ortadan kaldırmak değil; koordinasyonu güçlendirecek mekanizmalar kurmak olmalı.
Çünkü demokrasinin zor tarafı, herkesin aynı düşünmesini sağlamak değil, farklı düşüncelerin birlikte yönetilebilmesini başarmaktır.
Muhtarlık sistemi de çağın ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenebilir.
Yetkileri değiştirilebilir, dijitalleşmeyle uyumlu hale getirilebilir, belediyelerle ve kamu kurumlarıyla koordinasyonu güçlendirilebilir.
Yani sorun varsa çözüm, doğrudan kaldırmak olmak zorunda değildir.
Çünkü mesele makam değil, temsil meselesidir.

Yerel yönetim reformu elbette yapılabilir. Büyükşehir belediye başkanları güçlendirilebilir, ilçe belediyeleriyle koordinasyon artırılabilir, muhtarlık sistemi yeniden yapılandırılabilir.
Ama bütün bunlar yapılırken vatandaşın sandıktaki iradesi zayıflatılmamalıdır.
Çünkü yerel yönetim sadece hizmet üretme mekanizması değildir.
Aynı zamanda halkın kendi kendisini yönetme biçimidir.

Muhtarı kaldırmak kolaydır.

Bir yasa maddesiyle seçim sistemini değiştirmek de kolaydır.
Zor olan, vatandaşın “Benim mahallemde, benim ilçemde benim iradem ne olacak?” sorusuna demokratik bir cevap verebilmektir.
Çünkü sandık sadece oy verilen yer değildir.
Sandık, vatandaşın yönetimdeki söz hakkıdır.