Bazen insan durup düşünüyor. Sabah kalk, işe git, para kazanmak için mücadele et, faturaları öde, ay sonunu getirmeye çalış ve sonra aynı döngüyü yeniden yaşa. Yıllar geçerken insan kendi kendine soruyor: "Hayat gerçekten bundan mı ibaret?"

Bir de yaşadığımız ülkenin şartlarına bakınca bu soru daha da ağırlaşıyor. Ekonomik sıkıntılar her geçen gün artıyor. İnsanlar geçim derdiyle boğuşuyor. Emekli aldığı maaşla ay sonunu getiremiyor, gençler gelecek hayali kuramıyor. Ev almak, araba almak, hatta bazen tatil yapmak bile birçok insan için ulaşılması zor hayallere dönüşüyor.

Adalet desen tartışılıyor. Eğitim desen apartman üniversiteleri, liseleriyle yıllardır bir türlü istenilen seviyeye gelemiyor. Sağlık desen insanların en temel hakkı olmasına rağmen birçok kişi randevu ve hizmet sorunlarıyla karşılaşıyor. Çalışan ayrı dertli, işsiz ayrı dertli, emekli ayrı dertli. Herkes yarın ne olacağını düşünerek yaşamaya çalışıyor.

Bir yanda milyonlarca liralık konser biletleri, lüks yaşamlar ve gösterişli hayatlar... Diğer yanda sabah kahvaltısına zeytin koymakta zorlanan emekliler, çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayamayan aileler ve kurban bayramında bile sofrasına et koyamayan insanlar. Aradaki uçurum her geçen gün biraz daha büyüyor.

İnsan bazen düşünüyor; bu ülke için verilen onca mücadele, çekilen onca çile, kurulan Cumhuriyet ve bırakılan değerler bunun için miydi? Bilimin, eğitimin, adaletin ve liyakatin ön planda olduğu güçlü bir Türkiye hayal edilirken, bugün insanların en büyük hayali ay sonunu getirebilmek olmuş durumda.

Elbette çalışmak gerekir. Emek vermeden, üretmeden, mücadele etmeden hayatın anlamı olmaz. Ancak hayat sadece çalışmak için de verilmiş değildir. İnsan bazen bir dostuyla çay içebilmeli, ailesiyle vakit geçirebilmeli, yeni yerler görebilmeli, denizin sesini dinleyebilmeli, bir gün batımını seyredebilmelidir. Çünkü yarınlara yetişmeye çalışırken bugünü kaybetmek de bir çeşit kaybediştir.

Ne yazık ki birçok insan artık yaşamıyor, sadece hayatta kalmaya çalışıyor. Oysa hayat sadece nefes almak değildir. Hayat; umut etmek, hayal kurmak, sevmek, sevilmek, üretmek ve bütün bunların yanında yaşadığını hissedebilmektir.

Belki de sorulması gereken soru şudur:

"Ne kadar çalıştım?" değil, "Ne kadar yaşayabildim?"

Çünkü para yeniden kazanılır, makamlar değişir, yıllar geçer. Ama geçen ömür geri gelmez. İnsan, geriye dönüp baktığında sadece çalıştığını değil, yaşadığını da hatırlamak ister. Çünkü hayat yalnızca ayakta kalmak değil, yaşadığı her günün kıymetini bilerek yaşayabilmektir. Türkiye'nin de yeniden insanların umutla baktığı, adaletin, eğitimin, sağlığın ve ekonominin güçlendiği bir ülke olması dileğiyle... Çünkü hiçbir millet sadece geçinmek için değil, insanca yaşamak için vardır.