Ekonomiden eğitime, iş hayatından futbola kadar her alanda aynı soru karşımıza çıkıyor: Hak eden mi kazanıyor, yoksa torpil mi?
MAÇIN ARDINDAN
Bazı mağlubiyetlerin nedeni sadece sahadaki 90 dakika değildir. Bazen sonuç, maç başlamadan çok önce ortaya çıkar. Çünkü bir ülkede adalet duygusu zedelenmiş, liyakat sistemi aşınmış ve insanlar geleceğe olan inancını kaybetmeye başlamışsa, bunun yansımaları hayatın her alanında olduğu gibi sporda da görülür.
Futbol da bu tablonun dışında kalamaz.
Liyakatın yerini torpil aldığında, formayı hak eden değil birilerinin referansıyla öne çıkanlar değer gördüğünde, emek verenlerin motivasyonu zayıflar. Sahada mücadele edenlerin değil, kulis yapanların kazandığı bir ortamda futbolun ruhu da zarar görür.
Bugün milyonlarca genç iş bulma kaygısı yaşarken, aileler artan hayat pahalılığıyla mücadele ederken ve vatandaş geçim sıkıntısının altında ezilirken, toplumun gerçek sorunları yerine sporun içine siyaset, ideoloji ve gereksiz tartışmalar taşınıyor.
Oysa insanların ihtiyacı yeni ayrışmalar değil; adalet, liyakat ve fırsat eşitliğidir.
Kadın Voleybol Milli Takımımızın son yıllarda elde ettiği uluslararası başarılar bunun en somut örneklerinden biridir. Sporcularımız ülkemizi dünya sahnesinde gururla temsil ederken, emekleri ve başarıları yerine kıyafetleri, yaşam tarzları veya özel hayatlarının tartışılması, sporun amacından nasıl uzaklaştırıldığını gösteriyor.
Sporcu sahada ortaya koyduğu performansla değerlendirilmelidir. Başarının yerine başka konular konuşuluyorsa, asıl mesele gözden kaçıyor demektir.
Futbol; siyasi mesajların, ideolojik hesaplaşmaların ya da sosyal medya gösterilerinin alanı değildir. Futbol; alın terinin, disiplinin, takım ruhunun ve emeğin sahnesidir.
Bir takım günlerce çalışıp uyum yakalamaya uğraşırken enerjisini saha dışındaki gündemlere harcıyorsa, başarı da giderek uzaklaşır. Rakibiniz yalnızca futbolunu oynarken siz başka hesapların peşinden gidiyorsanız, sonuç çoğu zaman kaçınılmaz olur.
Çünkü futbolun dili aslında çok basittir:
Çalışmak, mücadele etmek ve hak ederek kazanmak.
Toplumun en büyük özlemlerinden biri de budur. İş hayatında da, eğitimde de, sporda da insanlar aynı şeyi arıyor: Liyakat.
Kimin kimi tanıdığı değil, kimin işini daha iyi yaptığı önemlidir.
Torpilin olduğu yerde güven azalır. Güvenin azaldığı yerde başarı kalıcı olmaz. Ancak liyakatin egemen olduğu yerde hem kurumlar hem de insanlar güçlenir.
Bu nedenle futbolu futbol olarak bırakmak gerekiyor.
Siyaseti siyasete, ekonomiyi ekonomiye bırakalım.
Sahada formalar yarışsın, isimler değil. Hak eden oynasın, ayrıcalıklı olan değil.
Çünkü günün sonunda kazananı belirleyen; sloganlar, sosyal medya paylaşımları veya kulisler değil, sahadaki emek, disiplin ve mücadeledir.
Gerçek başarı da ancak adaletin, liyakatin ve ortak aklın kazandığı yerde mümkün olur.