Kramer’in uyarısındaki haklılık payı çok yüksek.

Kramer’in uyarısındaki haklılık payı çok yüksek.

Kramer bu uyarıyı “RvB TK Investments” adına, işvereni korumak için yapabilir.

Ne var ki, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Fahri Başkonsolosu” olarak yapması ise düşündürücü.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Türkiye’nin Amersfoort Fahri Konsolosu Titus Kramer, hükümetin uygulamaya koymak istediği hastalık ödeneği yasası konusunda bir açıklama yaptı.
Bazen bir açıklama yalnızca içeriğiyle değil, kim tarafından ve hangi ünvanla yapıldığıyla da önem kazanır. Titus Kramer’in LinkedIn üzerinden yaptığı değerlendirme de tam olarak böyle bir durumu ortaya koyuyor.

Bir yanda küçük işletmelerin yaşadığı gerçek sorunlara dikkat çeken bir iş insanı var. Diğer yanda Türkiye’yi temsil eden bir fahri konsolosun sözlerinin taşıdığı diplomatik ağırlık bulunuyor. Bu nedenle meseleye sadece haklı ya da haksız penceresinden değil, temsil sorumluluğu ve kamuoyunda oluşabilecek algı açısından da bakmak gerekiyor.

Titus Kramer’in açıklamasını okuduğumda, hem bir iş insanının kaygılarını hem de bir temsil ünvanı taşıyan kişinin sorumluluğunu birlikte düşündüm.

Önce hakkını teslim edelim. Küçük işletmeler açısından iki yıl maaş ödeme zorunluluğunun ağır bir yük oluşturduğu gerçeği, Hollanda’da uzun süredir konuşuluyor. Tek bir çalışanın uzun süreli hastalığı, küçük ölçekli bir işyerini gerçekten zor durumda bırakabiliyor. Kramer’in bu noktaya dikkat çekmesi anlaşılır. Bu yönüyle söyledikleri hayatın içinden ve sahadaki gerçeklere dayanıyor.

Öte yandan, bu düzenlemenin çalışanı korumak için var olduğunu da unutmamak gerekir. Sosyal devletin temel mantığı, riskin sadece bireyin ya da işverenin sırtına bırakılmaması üzerine kurulur. Süreyi kısaltmak ya da yükü başka bir yapıya aktarmak, çalışan güvencesi açısından yeni tartışmalar doğurur. Bu nedenle Kramer’in önerileri tartışılabilir, geliştirilebilir; ama tek doğru gibi sunulamaz. Konu zaten Hollanda’da farklı kesimlerin yıllardır üzerinde uzlaşamadığı bir denge meselesidir.

Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta ise başka:
Titus Kramer bu açıklamayı sıradan bir LinkedIn kullanıcısı olarak yapmadı. Profilinde açık biçimde “Türkiye Cumhuriyeti Fahri Başkonsolosu” ünvanını da kullandı. Yani yaptığı değerlendirme ister istemez yalnızca bir iş insanının görüşü olarak değil, Türkiye’yi temsil eden bir kişinin sözü olarak da okunur.

Titus F.P. KramerTitus F.P. Kramer • 2eGeverifieerd • 2eVoorzitter RvB TK Investments ///Honorary Consul general of the Republic TürkiyeVoorzitter RvB TK Investments ///Honorary Consul general of the Republic Türkiye1 w • 1 week geleden • Zichtbaar voor iedereen op en buiten LinkedIn

Fahri konsoloslar profesyonel diplomat olmayabilir. Çoğu zaman iş dünyasından gelirler ve görüş açıklamaları doğaldır. Buna kimse itiraz etmez. Ancak temsil edilen ülkenin adı ünvanın içinde yer alıyorsa, söylenen her sözün etkisi değişir. Kamuoyu bunu kişisel fikir ile temsil sorumluluğu arasında bir yerde algılar.

Bu nedenle benim yaklaşımım şu olur: Kramer’in ekonomik ve sosyal politika üzerine konuşması doğaldır. Küçük işverenleri savunması da anlaşılır. Fakat Hollanda parlamentosuna doğrudan hitap eder bir dille, üstelik konsolosluk ünvanını görünür şekilde kullanarak pozisyon alması daha hassas bir zemin oluşturur. Bu durum Türkiye’nin iç politika tartışmalarının bir tarafında yer alıyormuş gibi algılanmasına yol açabilir. Böyle bir algı istenmeden doğsa bile diplomatik açıdan dikkat gerektirir.

Dostane bir ifadeyle söylemek gerekirse; Kramer’in söyledikleri tartışmaya değer ve yer yer haklı tespitler içeriyor. Ancak aynı sözler, konsolos ünvanı öne çıkarılmadan yapılsaydı yalnızca bir iş insanının katkısı olarak kalırdı. Ünvan devreye girince mesele kişisel görüş sınırını aşıp temsil sorumluluğu alanına da temas ediyor.

Bu yüzden ben bu açıklamayı ne yanlış ne de tamamen doğru diye nitelendiririm.
İçeriği anlaşılır, niyeti okunabilir, fakat temsil ettiği sıfat nedeniyle daha temkinli bir çerçeveyle ifade edilmesi diplomatik zarafet açısından daha isabetli olurdu.

KRAMER’İN LINKEDIN MESAJININ HERKESİN ANLAYABİLECEĞİ SADE TÜRKÇESİ

Peki, “Temsilciler Meclisi’ne dayanışma ve hastalık nedeniyle işe devamsızlık konusunda ciddi bir soru” başlıklı mesajında ne demek istemişti Titus Kramer?
Kramer’in LinkedIn’deki mesajının, iyi anlaşılır Türkçesi şöyle:

Kramer, Temsilciler Meclisi’ne seslenerek şu düşünceleri dile getiriyor:
Çalışanları korumak için getirilen iki yıl maaş ödeme uygulamasını doğru bulduğunu söylüyor. Ancak uygulamanın özellikle küçük işverenleri çok zorladığını ifade ediyor.

Küçük bir işletmede bir çalışanın uzun süre hasta olması şu sonuçları doğuruyor:
İki yıl boyunca maaş ödenmeye devam ediliyor.
Yerine çalışan bulunması ya da mevcut çalışanların iş yükünün artması gerekiyor.
Hastalık ve işe dönüş süreçleri için ciddi bir bürokratik yük oluşuyor.

Sigorta olsa bile sorumluluğun ve sürecin yönetiminin büyük ölçüde işverenin üzerinde kaldığını belirtiyor. Bunun istisnai bir durum değil, günlük hayatın gerçeği olduğunu vurguluyor.

Siyasi tartışmalarda bu sürenin bir yıla düşürülmesine destek verilmediğini, çalışanların korunması gerekçesinin öne çıktığını söylüyor. Kendisi de çalışanların korunması gerektiğini kabul ediyor.

Ancak mevcut sistemin küçük işverenleri risk almaktan kaçınmaya ittiğini, kalıcı iş sözleşmelerinin azalmasına ve daha esnek çalışma modellerinin artmasına yol açtığını savunuyor.

Uzun süreli iş göremezliğin bireysel bir işveren sorunu değil, toplumsal bir risk olduğunu belirtiyor. Asıl tartışmanın çalışanların korunup korunmaması değil, bu riskin nerede ve nasıl organize edileceği olması gerektiğini söylüyor.

Önerisi ise şu şekilde:
Küçük işverenler için maaş ödeme süresi bir yıl ile sınırlandırılmalı.
İlk yıl için zorunlu ve kolektif bir hastalık sigortası uygulanmalı.
Sonrasında kamu destekli bir güvence sistemi devreye girmeli. İşveren sürece dahil olmalı ama ağır mali ve idari yük altında bırakılmamalı.

Bu şekilde çalışanların gelir güvencesinin korunacağını, küçük işletmelerin de ayakta kalacağını ifade ediyor.

Son olarak Temsilciler Meclisi’ne şu soruyu yöneltiyor:
İki yıl maaş ödeme uygulamasında ısrar etmek, kalıcı istihdamı, geçim güvencesini ve toplumsal dayanışmayı güçlendirme hedefiyle nasıl bağdaşıyor.

Kramer mektubunu, “Sizi görüşmeye davet ediyorum” diye sonlandırıyor.

Bu tartışma Hollanda’da uzun yıllardır süren bir denge arayışının yeni bir halkasıdır. Kramer’in sözleri sahadaki ekonomik gerçekleri yansıtırken, ünvanının getirdiği temsil sorumluluğu nedeniyle diplomatik hassasiyet de taşımaktadır. İçerik tartışmaya açıktır. Ancak konsolos kimliğiyle yapılan her açıklama, yalnızca ekonomik değil, siyasi ve diplomatik anlamlar da üretir. Bu nedenle aynı görüşler ünvan vurgusu olmadan dile getirilseydi, kamuoyunda daha dar bir çerçevede değerlendirilmesi muhtemeldi.

Değerli Okurlarım,

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, Bejaarde Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Şahsım adına bir hususu özellikle belirtmek isterim. Titus Kramer ile ilgili değerlendirmelerim tek bir güne ya da tek bir olaya dayanmıyor. Fahri konsolosluğun açılışı sırasında yaşananları ve personel tercihleri konusundaki bazı yanlışları geçmişte açıkça eleştirdim. Bu eleştirileri yaparken de kamu görevini ve temsil sorumluluğunu esas aldım.

Daha sonra kendisiyle bir araya geldik. Görüştük, fotoğraf çektirdik ve bir röportaj yaptık. İş dünyasındaki başarısını ve Hollanda’daki girişimci kimliğini teslim eden yazılar kaleme aldım. Zaman içinde aramızdaki mesafe ortadan kalktı ve karşılıklı saygıya dayalı bir iletişim oluştu. Bu süreçte olumlu gelişmeleri de yine aynı açıklıkla okurlarımla paylaştım.

Bugün kaleme aldığım bu eleştiri, geçmişte yaşanan kişisel bir gerilimden ya da önyargıdan kaynaklanmıyor. Tam tersine, gazetecilik sorumluluğunun gereği olarak ortaya konulmuş bir değerlendirmedir. Bir kişinin başarılı bir iş insanı olması ayrı bir konudur. Türkiye Cumhuriyeti’ni fahri konsolos ünvanı ile temsil etmesi ise ayrı bir sorumluluk alanıdır. Bu iki alan zaman zaman çakıştığında, kamuoyuna düşen görev bunu konuşmak ve tartışmaktır.

Dolayısıyla burada yapılan şey bir kişiyi hedef almak değil, temsil sorumluluğu taşıyan bir ünvanın hangi sınırlar içinde konuşması gerektiğini hatırlatmaktır. Dün doğruya doğru dediğim gibi, bugün de tartışmalı gördüğüm noktayı dile getirmekten geri durmam. Gazeteciliğin özü budur. Aynı kişiye hem takdir hem eleştiri yöneltebilmek ve bunu kamu yararı adına yapabilmek.