Dostlarım, arkadaşlarım, (varsa 0kurlarım), her biri yurdumun bir köşesine dağılmış akrabalarım, müjde isterim; bir sıkıntımdan kurtuldum.
AKP’li bir bakanımız sayesinde bir başka sıkıntıdan kurtulmuştum da çok sevinmiştim. Hani tarımdaki, yani çiftçimizin, besicimizin, üretici köylümüzün durumu yüreğimi yakarken “%12 negatif büyüdük" demiş, Nobel İktisat ödülüne neden aday gösterilmedi diye üzüm üzüm üzülmüştüm.
Haksızmışım. Turpun büyüğü arkadaymış. O gelecek diye %12 negatif büyüdük kavramlaştırması aday gösterilmemiş Nobel’e.
Turpun büsbüyüğünü de bu gün öğrendim,
Anlatayım:
Memur (öğretmen) emeklisiyim. Geçim derdini biliyorum. Pazar yerlerindeki meslektaşlarımı görüyorum. En enerjik ve akıllı olanlarımız market fiyatları tespit komisyonunda çalışıyor.
Kiramızı ödesek aç kalıyoruz. Doymaya çalışsak ev sahibi ile papaz oluyoruz.
Hal böyleyken çıkmış elin oğlu, “Şahlanıyoruz. Dünyanın en büyük 16. Ekonomisiyiz. Kişi başı milli gelirimiz 18 bin doların üstüne çıktı” diyor.
Kardeş, bu nasıl bir hesap, siz hiç dayak yememişsiniz, ekonomistim diyorsunuz ya, hesap bilmiyorsunuz diyemiyorum.
Bari kendime sorayım, dedim, bu 18.000 dolara nasıl vardınız be kardeşler?
Tam ben bu soruya cevap ararken bir tv kanalında “ben ekonomistim” diyen bir akademisyen, dudaklarında garip bir gülümsemeyle,” Dış borçları gelir hanesine yazarak hesap yaparsan ulaşırsın bu rakama” demesin mi?
Oh be!
Anladım ve rahatladım.
Seneye, yaşayan canlar öğünsün, kişi başına düşen milli gelirimiz 23 milyonu bulur; seçim yılında da kapı kapı dolanıp borç dilendiğimizi göz önüne alırsak yeni borçlar ve özelleştirmeler hesaba gireceğinden İsveç, Norveç, İsviçre, Finlandiya düzeyine geliriz.
Fransa, İngiltere ve Almanya da bizi gerçekten kıskanır;
İnşallah!