Büyümeye ve kâr etmeye kurgulanmış kapitalizm insana ait duygu ve hisleri de değiştirmiştir. Neye üzülüp-sevineceğimizi bu sistemin kendisi programlıyor.

Adorno ve Horkheimer’ın kültür endüstrisi kavramıyla işaret ettiği üzere, modern toplumda duygular artık kendiliğinden deneyimler olmaktan çıkar; standartlaştırılır, tekrarlanır ve pazarlanabilir hâle getirilir. İnsan neye güleceğini, neye ağlayacağını, ne zaman heyecanlanacağını büyük ölçüde hazır kalıplar içinde öğrenir.(Adorno T.Kültür Endüstrisi. İletişim Yay.)

Guy Debord’un gösteri toplumu dediği şey tam da budur.Yaşamak, yerini seyretmeye bırakır. Sevinç bir an olmaktan çıkar, sergilenen bir sahneye dönüşür; acı ise hızla tüketilen bir imgeye. Böylece duygular, derinliklerini kaybederek dolaşıma sokulan işaretler hâline gelir.

Byung-Chul Han bu süreci bir adım daha ileri taşır.

Günümüz kapitalizmi artık duyguları bastırmaz, tersine onları teşvik eder,ama yalnızca verimli, paylaşılabilir ve performansa dönüştürülebilir oldukları ölçüde. Mutluluk bir zorunluluk, iyimserlik bir görev, duygular ise ölçülmesi gereken çıktılara dönüşür. İnsan, hissettiğini değil, hissetmesi gerektiğini yaşamaya başlar.

Sonuçta kapitalizm, yalnızca neyi tüketeceğimizi değil, neye üzüleceğimizi ve neye sevineceğimizi de programlar. Duygularımız bile büyüme ve kâr rejiminin sessiz bir uzantısı hâline gelir.

Son günlerde okuduğum Nick Montgomery ve Carla Bergman Neşeli Militanlık:Toksik Zamanlarda Direnişi Örmek adlı kitaplarında,mutluluk ile neşe arasındaki farkı yorumluyorlar.

Beğendiğim bir çalışma.

Aslında bu çağın en sinsi buyruğu şudur: Mutlu ol.Hani bir şarkı vardı;"mutlu ol yeter"

Ama bu, Aristotelesçi bir eudaimonia ya da içsel bir iyi olma hâli değildir. Bu mutluluk,sürekli görünür, paylaşılabilir, ölçülebilir ve pazarlanabilir olmak zorundadır.

Byung-Chul Han’ın dediği gibi, günümüz iktidarı artık yasaklamaz, teşvik eder. “Yapma” demez, “yapabilirsin” der. Ama bu özgürlük çağrısı, insanı kendi kendini sömüren bir özneye dönüştürür. Mutlu olamamak, artık bir trajedi değil, bir başarısızlık olarak görülür.(Byung-Chul Han.Palyatif Toplum.Metis Yay.)

Montgomery ve Carla Bergman'a göre mutluluk boyun eğmeye ve eğdirmeye hizmet ederken neşe eyleme geçirir. Algılama kapasitemizi arttırır,mevcut,koşullara itiraz etmeyi biriktirir ve teklidir. Mutluluk, bağımlılığı tetikleyen bir uyuşturucu olarak kullanılırken, neşe insanların eyleme kapasitesini arttırarak ve alışılmışın dışındaki şeyleri hissedebilir hale gelmelerini sağlayarak bu bağımlılığı kırar.

Eski düşünme ve hissetmenin ayrı şeyler olarak görülmediği zamanlarda anlamayla neşe bir estetiktir. Duygularımızla algılama kapasitemizdeki artıştır.

Eserde modern dünyanın "mutluluk" dayatmasına karşı bir panzehir sunuluyor.Mutluluk bireyin statükosunu korurken,neşe ise aslında yaşama yeni anlam alanları arar.Kapitalist toplumda "mutluluk", genellikle bireysel bir başarı projesi olarak sunulur. Eğer mutsuzsanız, bu sizin hatanızdır. Daha çok çalışmalı, daha çok tüketmeli veya daha iyi uyum sağlamalısınızdır.Bu sistemde mutluluk, sistemin işleyişini aksatmayan, uysal özneler yaratan bir anestezi işlevi görür.

Spinoza’nın "neşe" (laetitia) kavramından yola çıkarak meseleyi irdeleyen Montgomery ve Carla Bergman için neşe, bir duygudan ziyade bir kapasite artışıdır. Bir insan ya da topluluk, dünyayı daha derin algılamaya ve dönüştürmeye başladığında "neşe" açığa çıkar. Bu yüzden neşe her zaman politiktir; çünkü kişinin bağımlılıklarını (korku, itaat, pasiflik) kırar.

Duygu ve düşüncenin birbirinden koparılması, rasyonalizmin bir yan ürünüdür. Oysa Montgomery ve Bergman’a göre;Dünyayı anlamak sadece zihinsel bir veri toplama süreci değildir; aynı zamanda bedensel ve duyusal bir uyanıştır.

Bir adaletsizliği sadece "bilmek" ile o adaletsizliğe karşı "duyarlılaşmak" arasındaki fark neşedir. Neşe, bizi çevreleyen görünmez duvarları hissetmemizi sağlar ve onları yıkma arzusu uyandırır.

​Militanlık genellikle asık suratlılık, sertlik ve fedakarlıkla özdeşleştirilir. Ancak yazarlar bunun tam tersini savunur: Sert ve dogmatik bir direniş, zamanla karşı çıktığı şeye (toksisiteye) dönüşür. Gerçek direniş; bağ kuran, dönüştüren ve yaşama alanını genişleten bir neşe üzerine kurulmalıdır.

Bu bakış açısı, aslında bugün "kişisel gelişim" adı altında satılan mutluluk endüstrisine karşı çok radikal bir itiraz sergiliyor.(Montgomery ve Carla Bergman Neşeli Militanlık:Toksik Zamanlarda Direnişi Örmek .İletişim Yay.)

Bugün “kişisel gelişim” adı altında satılan kitaplar, bireye kendini gerçekleştirme vaadi sunar; gerçekte ise onu sisteme daha uyumlu, daha dayanıklı ve daha itirazsız hâle getirir. Sorunlar yapısal olmaktan çıkarılıp psikolojik alana hapsedilir. Yoksulluk, güvencesizlik, yabancılaşma ya da yalnızlık artık toplumsal meseleler değil, “doğru düşünememe” sorunlarıdır.

Böylece başarısızlık, mutsuzluk ve tükenmişlik, sistemin sonucu olmaktan çıkar; bireyin kişisel kusuru hâline gelir.

Nice başarılar...