Erdoğan'ın hukuk ve asayişe bürokrat kökenli iki ismi atamasının siyasi dilde tercümesi şudur; devlet bu iki temel sütuna (hukuk ve asayiş) artık sadece teknik görevlerini yapmaktan ziyade, sistemin bekasını koruyan aşılmaz birer "zırh" haline getirilmesini ifade ediyor.Başka bir ifadeyle ‘’çelik kafes’’ten yeni bir güvenlik modeli geliştiriliyor.Özellikle Akın Gürlek isminin muhalefet cephesinde yarattığı "operasyonel dönem" endişesi, bu kafesin sadece koruma değil, aynı zamanda sınırlama amacı taşıdığını da düşündürüyor.

Ali Yerlikaya'nın yerine Mustafa Çiftçi'nin, Yılmaz Tunç'ün yerine ise Akın Gürlek'in getirilmesini,sadece bir "kan değişimi" değil, bir "strateji değişimi" olarak okumak gerekiyor.

"Çelik kafes" metaforuna en çok uyan isimlerden dikkate çeken isim ise yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve mahkeme başkanlığı döneminde, özellikle muhalefete (İBB ve CHP çevrelerine) yönelik kritik soruşturmaların merkezinde yer aldı.

Kürt sorununa yönelik barış süreci kör-topal yürüse de,Adalet Bakanlığı'na başta Selahattin Demirtaş olmak üzere önemli Kürt siyasetçilerinin ve belediye başkanlarının cezaevinde tutulmasında baş aktör olan Akın Gürlek gibi ismin getirilmesi de iktidarın ağzından düşürmediğı "iç barış" söylemini akamete uğrayacağı yorumlarına neden olmaktadır.

Onun bakanlık koltuğuna oturması, hukukun bir "idari denetim mekanizması”ndan, siyasi sınırları çizen bir enstrüman olarak daha keskin kullanılacağı yorumlarını güçlendiriyor.

Olası bir seçimi kaybedeceği anlaşılan Erdoğan, Ekrem İmamoğlu etkisini toplumsal hafızadan zayıflatmak için çareyi ek bir güvenlik kafesi kurmaktan buldu.Amaç,güvenlik politikalarının daha merkeziyetçi yönetilmesi ve yargı yoluyla siyasi alanın daha sıkı kontrol edilmesi.Erdoğan'ın son yılarda güvenlik politikalarıyla "formel seçim planı" stratejilerine başvurdu bilinen bir realite.

Mustafa Çiftçi'nin getirilmesi, İçişleri Bakanlığı'nın "halkla ilişkiler" ve "sosyal medya odaklı operasyon" evresinden, daha çok "saha kontrolü" evresine geçtiğini gösteriyor. Kulislerdeki yaygın kanı, bu değişikliğin sadece bir bürokrasi değişimi değil, seçim döneminde sokağın ve sandığın "milli güvenlik" parantezine alınması planının bir parçası olduğu yönünde.

Özellikle valilikten gelen Mustafa Çiftçi gibi ismin tercih edilmesi, devlet otoritesinin daha sert hissedilmesi anlamını taşıyor. Yine aynı şekilde Adalet Bakanlığı'na Akın Gürlek'in getirilmesi, Erdoğan’ın "formel seçim kazanma" stratejisine uygun bir adım.

Gürlek, yargı kariyeri boyunca özellikle muhalif siyasi aktörlere yönelik dosyalarıyla tanınan bir isim.

Onun yönetimindeki bir yargı sistemi, seçim sürecinde adaylık tartışmalarından siyasi yasaklara, seçim sonuçlarına yapılacak itirazlardan kampanya kısıtlamalarına kadar her aşamada "yasal zırh" işlevi görebilir. Bu, seçimin sadece sandıkta değil, mahkeme salonlarında da yönetileceği bir dönemi işaret ediyor.

İktidarın güvenlik politikalarına bu kadar ağırlık vermesi, ekonomik kriz veya toplumsal talepler gibi "yumuşak" siyaset alanlarındaki zayıflığını örtme çabasıdır. Erdoğan’ın her zaman başvurduğu gib,siyaseti "beka" ve "güvenlik" eksenine sıkıştırma arzusu, muhalefetin siyasi argümanlarının "terörle ilintili" veya "milli çıkarlara aykırı" olarak damgalanması riskini taşıyor.Bu durum, Erdoğan'ın rızadan ziyade "denetimli bir meşruiyet" (formel seçim) üzerinden iktidarını sürdürme stratejisi izlediğini söylemeye bile gerek yok.

Bu değişikliğin bir diğer boyutu da MHP ile olan ilişkiler. Ali Yerlikaya döneminde bazı "Soylu ekibi" tasfiyeleri MHP kanadında rahatsızlık yaratmıştı. Yeni gelen isimlerin hem muhafazakâr hem de milliyetçi kanadı tatmin edecek profiller olması, Cumhur İttifakı'nın seçim öncesi "çelik çekirdeğini" sağlamlaştırma hamlesi olarak da değerlendirilebilir.

Madalyonun başka bir yüzü de var.Kurulan o "çelik kafes" kadar sağlam olursa olsun, ekonomik gerçekliğin,yani sokağın ve mutfağın bir noktada ideolojik veya otoriter bariyerleri delip geçeceğine inanıyorum.Klişe deyim ile "boş tencere" dolmazsa Erdoğan'ın işi zor.Siyaset biliminde bilinen bir kavramı hatırlarsak;Güvenlik politikaları "konsolidasyon" sağlar,ekonomik çöküş ise "kopuş" sağlar.Eğer ekonomi yönetimi 2026'nın ikinci yarısında vaat edilen o "dezenflasyon ferahlığını" sokağa yansıtamazsa, örülen çelik kafes iktidarı korumak yerine onu toplumdan tamamen koparan bir yalıtım odasına dönüşebilir.