"..Bir kamu varlığının tapusu devlette kalırken 30 yıllık işletme hakkı ve geliri özel bir yapıya bırakılıyorsa, bunun vatandaş açısından anlamı nedir?..."

KÖPRÜ SATILMIYORSA, 30 YILLIK GELİRİ NEDEN DEVREDİLİYOR?

Burhan Savtekin
Siyasi Planlama ve Strateji Uzmanı

Türkiye bu hafta son derece önemli bir kararı konuşuyor.

15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, otoyollar ve çevre yolları özelleştirme kapsamına alındı. Yapılan resmî açıklamada, “Köprüler satılmıyor, mülkiyeti devlette kalıyor” deniliyor.

Doğrudur; tapusu devredilmiyor.

Fakat milletin sorması gereken asıl soru şudur:

Bir kamu varlığının tapusu devlette kalırken 30 yıllık işletme hakkı ve geliri özel bir yapıya bırakılıyorsa, bunun vatandaş açısından anlamı nedir?

Kelimelerle gerçeğin üzeri örtülmemelidir.

Adına “satış” demeyebilirsiniz. “İşletme hakkı devri”, “kiralama” veya “gelir ortaklığı” diyebilirsiniz. Ancak bir köprünün otuz yıl boyunca kim tarafından işletileceği, geçiş gelirlerinin kim tarafından toplanacağı ve fiyatlandırmanın nasıl belirleneceği doğrudan milletin meselesidir.

Çünkü 30 yıl, sıradan bir sözleşme süresi değildir.

Bugün doğan bir çocuk, bu süre tamamlandığında yetişkin olacak. Bugün çalışan milyonlarca insan emekli olacak. Hükûmetler değişecek, ekonomik şartlar değişecek, Türkiye’nin ulaşım ihtiyacı değişecek.

Fakat alınan kararın sonuçları devam edecek.

Bu nedenle mesele yalnızca bugünkü bütçeye gelir sağlamak değildir. Mesele, gelecek nesillerin kullanacağı stratejik kamu varlıklarının gelirinin bugünden nasıl değerlendirileceğidir.

TAPU MİLLETTE, GELİR KİMDE?

İktidar, “Mülkiyet devlette kalacak” diyerek tartışmayı kapatmak istiyor.

Oysa tartışma tam da burada başlamalıdır.

Bir iş yerinin tapusu sizde olabilir. Fakat kullanımını, yönetimini ve gelirini 30 yıllığına başkasına bırakırsanız, o süre boyunca ekonomik tasarruf hakkınız ciddi ölçüde sınırlandırılmış olur.

Köprülerde de sorulması gereken budur:

İşletme hakkını kim alacak?

Devir bedeli nasıl belirlenecek?

İhaleye hangi şirketler katılacak?

Yabancı fonlar veya yabancı ortaklıklar sürece dâhil olacak mı?

Geçiş ücretlerini kim belirleyecek?

Ücret artışlarının sınırı ne olacak?

Bakım, onarım ve deprem güvenliği nasıl denetlenecek?

Devlet herhangi bir gelir veya geçiş garantisi verecek mi?

Sözleşme kamuoyuna açıklanacak mı?

Bu soruların cevapları verilmeden “Satılmıyor” demek, milletin kaygısını gidermeye yetmez.

KÖPRÜ SADECE BETON VE ÇELİK DEĞİLDİR

15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün adı bile bu milletin hafızasını taşımaktadır.

O köprü yalnızca iki yakayı birleştiren beton ve çelikten ibaret değildir. Türkiye’nin emeğini, tarihini, acılarını ve ortak hatıralarını temsil etmektedir.

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü de aynı şekilde İstanbul’un ve Türkiye’nin stratejik ulaşım damarlarından biridir.

Böylesine önemli kamu varlıkları hakkında karar alınırken toplumun önüne yalnızca birkaç teknik ifade konulamaz.

Bu mesele milletin gözünden kaçırılacak bir muhasebe işlemi değildir.

Köprünün tapusunu kasada tutup gelirini 30 yıllığına devretmek, “Hiçbir şey değişmiyor” anlamına gelmez.

Çok şey değişebilir.

Geçiş ücretleri değişebilir.

Kamu geliri değişebilir.

Ulaşım maliyetleri değişebilir.

Nakliye giderleri ve dolayısıyla pazardaki ürünlerin fiyatları değişebilir.

Vatandaşın bütçesi değişebilir.

Bu nedenle kararın bütün ekonomik sonuçları açıkça ortaya konulmalıdır.

BUGÜNÜ KURTARIRKEN YARINI KAYBETMEYELİM

Devletler zaman zaman işletme modellerini değiştirebilir. Özel sektörün bilgi ve tecrübesinden yararlanabilir. Buna bütünüyle karşı çıkmak doğru değildir.

Ancak özelleştirme, sadece kasaya girecek ilk parayla değerlendirilemez.

Devredilecek varlığın 30 yıl boyunca oluşturacağı gelir hesaplanmalıdır. Devletin kendisi işletmeye devam ettiğinde elde edeceği kazanç ile devir karşılığında alacağı bedel karşılaştırılmalıdır.

Millet, bu karşılaştırmayı bütün açıklığıyla görmelidir.

Bugünkü bütçe ihtiyacını karşılamak için gelecek 30 yılın düzenli kamu gelirinden vazgeçiliyorsa, bunun adı başarılı ekonomi yönetimi olamaz.

Çünkü yönetmek, yalnızca bugünü kurtarmak değildir.

Yönetmek; yarının hakkını bugünden koruyabilmektir.

Geçmişte yapılan özelleştirmelerin bir kısmında aynı cümleleri duyduk: Daha verimli olacak, kamu yükten kurtulacak, rekabet artacak…

Aradan yıllar geçti.

Bugün vatandaş bazı hizmetlere daha ucuza mı ulaşıyor?

Devletin stratejik gücü arttı mı?

Elde edilen özelleştirme gelirleri kalıcı üretim yatırımlarına mı dönüştürüldü?

Bu soruların cevabı verilmeden yeni ve uzun süreli devirler toplum vicdanında kabul görmez.

BU KARAR KAPALI KAPILAR ARDINDA KALAMAZ

Milletin malı hakkında milletten bilgi saklanamaz.

İhale yapılacaksa canlı yayımlanmalıdır.

Şartname kamuoyuna açıklanmalıdır.

Değerleme raporları bağımsız kuruluşlar tarafından denetlenmelidir.

Geçiş ücretlerinin hangi ölçüte göre belirleneceği sözleşmede açıkça gösterilmelidir.

Bakım, deprem güvenliği ve hizmet kalitesi devletin sıkı denetimi altında tutulmalıdır.

İşletmecinin kârı kadar vatandaşın hakkı da güvence altına alınmalıdır.

Ve en önemlisi, kamu zararına yol açabilecek hiçbir garanti verilmemelidir.

Biz yatırıma karşı değiliz.

Özel sektöre de karşı değiliz.

Biz; milletin malının gerçek değeri açıklanmadan, gelir hesabı gösterilmeden ve gelecek kuşakların hakkı korunmadan uzun yıllar boyunca devredilmesine karşıyız.

KÖPRÜLER MİLLETİNDİR!

Buradan açıkça soruyorum:

Madem bu köprüler verimli ve sürekli gelir üreten kamu varlıklarıdır, devlet neden kendisi işletmeye devam etmiyor?

Madem özel sektör bu işletmeden kazanç sağlayacak, kamu neden aynı kazancı millet adına elde edemiyor?

Madem karar milletin yararınadır, bütün hesaplar neden şimdiden milletin önüne konulmuyor?

Ve madem ortada bir satış yoktur, neden 30 yıllık gelir hakkının devri tartışmanın dışında tutulmaya çalışılıyor?

Tapunun devlette kalması elbette önemlidir.

Fakat millet yalnızca tapunun değil; işletmenin, gelirin, denetimin ve geleceğin de sahibidir.

Boğaz’ın iki yakasını birbirine bağlayan köprüleri inşa etmek büyük bir mühendislik başarısıdır.

O köprülerin kamu yararını korumak ise büyük bir devlet sorumluluğudur.

Unutmayalım:

Bir ülkenin geleceği yalnızca toprağı satılarak kaybedilmez. Gelir getiren stratejik varlıklarının kullanım hakkı, hesabı verilmeden uzun yıllar boyunca devredilirse de kaybedilebilir.

Bu yüzden mesele, “Köprülerin tapusu satılıyor mu?” sorusundan ibaret değildir.

Asıl soru şudur:

Milletin köprüsünden gelecek 30 yıl boyunca kim kazanacak?

Bu sorunun cevabı açıklanmadan hiçbir açıklama yeterli, hiçbir güvence inandırıcı olmayacaktır.

Burhan Savtekin
Siyasi Planlama ve Strateji Uzmanı