Bir ülkenin siyaseti sandıkta ölmez.
Bir parti seçim kaybettiğinde de ölmez.
Bir iktidar değiştiğinde, bir lider koltuğunu bıraktığında, bir Meclis dağıldığında da ölmez.
Siyaset; şehidinin annesi gözyaşı dökerken o gözyaşından daha önemli hesaplar yapılmaya başlandığı gün ölür.
Ve eğer bir gün bu ülkede Mehmetçiğin fedakârlığı siyasi hesapların gölgesinde kalırsa, işte o gün yalnız siyaset değil, vicdan da ağır bir yara alır.
Bu toprakların altında yalnız bedenler yatmıyor.
Yarım kalmış düğünler yatıyor.
Babasını bekleyen çocukların özlemi, evladının telefonunu hâlâ silemeyen annelerin sessizliği, kapının bir daha açılmayacağını bildiği hâlde sese kulak kesilen babaların acısı yatıyor.
Bir şehit mezar taşına yalnızca bir isim yazılmaz.
Bir ömür yazılır.
Bir gencin yaşayamadığı yarınları, kuramadığı yuvası, göremediği çocukları, annesine veremediği son sarılışı yazılır.
O yüzden şehitlik, siyasetin günlük tartışmalarına sığmayacak kadar ağır bir makamdır.
Gazi dediğimiz insan da yalnızca savaş meydanından dönmüş insan değildir.
Kimi bastonuyla yürür.
Kimi proteziyle.
Kimi bedeninde kurşun taşır.
Kimi ise kimsenin göremediği bir savaşın izlerini ömrünün sonuna kadar ruhunda taşır.
Ve belki de en ağır olanı şudur:
O insan, vatan için verdiği bedeli hiçbir zaman başımıza kakmaz.
Çünkü Mehmetçiğin mayasında hesap yoktur.
Vatan vardır.
MEHMETÇİĞE SAHİP ÇIK TÜRKİYE
Çünkü o çocuk sınırda nöbet tutarken karşısındakinin hangi partiye oy verdiğini sormuyor.
Dağda yanındaki arkadaşına hangi görüşten olduğunu sormuyor.
Bir kurşunun önüne geçtiğinde sağcıyı, solcuyu, iktidarı, muhalefeti ayırmıyor.
Göğsündeki bayrak herkesi kapsıyor.
İşte bu yüzden mesele siyaset üstüdür.
Bu ülkenin insanları ekonomi konuşabilir.
Hükûmeti eleştirebilir.
Muhalefeti eleştirebilir.
Seçimlerde birbirinin karşısında durabilir.
Fikirleri yüzünden günlerce tartışabilir.
Bunların hepsi demokrasinin içindedir.
Ama bir sınırımız olmak zorunda.
Şehidin hatırası o sınırdır.
Gazinin onuru o sınırdır.
Mehmetçiğin canı o sınırdır.
Çünkü bazı değerlerin iktidarı olmaz.
Bazı değerlerin muhalefeti olmaz.
Bazı değerlerin pazarlığı hiç olmaz.
Onların adı VATANdır.
BİR ANNENİN GÖZÜNDEN BAKIN
Bir günlüğüne bütün makamları unutun.
Rozetleri çıkarın.
Korumaları, kürsüleri, protokolleri unutun.
Bir şehit annesinin evine girin.
Duvarındaki fotoğrafa bakın.
Belki hâlâ oğlunun odasına dokunamıyordur.
Belki üniforması dolabındadır.
Belki telefonunda son konuşmaları duruyordur.
Belki kapının arkasında ayakkabıları vardır.
Şimdi o anneye dönüp siyasetin büyük cümlelerini anlatın.
Göreceksiniz;
bazı acıların karşısında bütün nutuklar küçülür.
Çünkü o anne devlete oğlunu emanet etmiştir.
Devletin ona borcu yalnız maaş değildir.
Yalnız madalya değildir.
Yalnız tören değildir.
Devletin ona en büyük borcu, evladının hatırasını başı dik biçimde sonsuza kadar yaşatmaktır.
Gazisine borcu da yalnız yılda birkaç kez hatırlamak değildir.
Onu hastane koridorlarında, bürokrasinin kapılarında, geçim derdinin ortasında yalnız bırakmamaktır.
Çünkü vatan için bedeninden bir parça veren insana bu milletin vereceği cevap yalnızca “teşekkür ederiz” olamaz.
İŞTE SİYASETİN ÖLDÜĞÜ YER BURASIDIR
Siyaset, şehidin üzerinden oy hesabı yapıldığı gün ölür.
Siyaset, gazinin derdi duyulmadığı gün ölür.
Siyaset, Mehmetçiğin fedakârlığı günlük tartışmaların malzemesine dönüştürüldüğü gün ölür.
Siyaset, bir annenin gözyaşından daha kıymetli koltuklar olduğuna inanıldığı gün ölür.
Çünkü siyaset insana hizmet etmek için vardır.
Devlet insanını yaşatmak için vardır.
Makamlar gelip geçicidir.
Partiler kurulur, kapanır.
Liderler gelir, gider.
Seçimler kazanılır, kaybedilir.
Bugün alkışlanan yarın unutulur.
Ama Çanakkale'de yatan Mehmet unutulmaz.
Kore'den Kıbrıs'a, sınır boylarından dağlara kadar bu vatan uğruna can verenler unutulmaz.
Bir bacağını bu ülkeye bırakıp evine dönen gazi unutulmaz.
Ve unutulmamalıdır.
Çünkü bizim bugün rahatça siyaset yapabilmemizin, birbirimizi eleştirebilmemizin, sandığa gidebilmemizin, sokakta özgürce konuşabilmemizin arkasında birilerinin ödediği çok ağır bedeller vardır.
O bedelin adı bazen can, bazen kan, bazen de ömür boyu taşınacak bir yaradır.
TÜRKİYE, KENDİ EVLATLARINA SAHİP ÇIK
Mehmetçiğine sahip çık.
Şehidinin emanetine sahip çık.
Gazinin onuruna sahip çık.
Şehit annesini yalnız bırakma.
Şehit çocuğuna babasının yokluğunu bir de devletin yokluğuyla yaşatma.
Gaziyi hakkını aramak zorunda bırakma.
Çünkü bir milletin büyüklüğü yalnız ordusunun gücüyle, ekonomisinin rakamlarıyla veya binalarının yüksekliğiyle ölçülmez.
Bir milletin büyüklüğü, kendisi için bedel ödeyen insanlara nasıl davrandığıyla ölçülür.
Ve buradan siyaset kurumunun tamamına, iktidarıyla muhalefetiyle tek bir cümle söylemek gerekir:
Şehitlerimizin mezarlarının önünde hepimizin rozeti çıkar.
Orada yalnızca ay yıldız vardır.
Orada parti yoktur.
Orada seçim yoktur.
Orada koltuk yoktur.
Orada yalnızca bir milletin namusu vardır.
Çünkü o mezar taşlarının altında yatanlar bizden aynı düşünmemizi istemedi.
Aynı partiye oy vermemizi de istemedi.
Onlar biz yaşayalım diye öldüler.
Biz konuşabilelim diye sustular.
Biz çocuklarımızı kucaklayabilelim diye kendi çocuklarına doyamadılar.
Biz evimize dönebilelim diye bazıları kendi evine dönemedi.
İşte bunun için;
Mehmetçiğe sahip çık Türkiye.
Şehidine sahip çık Türkiye.
Gazine sahip çık Türkiye.
Ve ne olursa olsun şunu unutma:
Bir ülkede şehidin emaneti siyasetin hesabından daha değersiz hâle gelmişse, orada kaybedilen yalnızca vicdan değildir.
O gün siyasetin öldüğü gündür.
Ama şehidine başını eğerek, gazisine omuz vererek, Mehmetçiğine arkasında koskoca bir millet olduğunu hissettirerek yürüyen bir Türkiye varsa;
orada umut hâlâ yaşıyor demektir.
Çünkü bu vatanın tapusu hiçbir siyasetçinin cebinde değildir.
Bu vatanın tapusunda, uğruna toprağa düşenlerin kanı vardır.
Ve o tapunun altında tek bir mühür vardır:
AY YILDIZ.
Burhan Savtekin
Siyasi Planlama ve Strateji Uzmanı