Geçen hafta ABD başkanı Trump’ın söylediği bir söz birçok kimsenin dikkatini çekmedi ama Trıump gibi otoriter liderlerin yeni dünya düzeninde neyi arzuladıkları konusunda önemli bir done.Trump şöyle diyordu; ‘’beni durduracak tek şey benim ahlakım,uluslar arası hukuka ihtiyacım yok’’

Bu gerçekten de ‘’şahsım’’ liderlerin yeni dünya düzeninde ki arzularını yansıtan ilginç,ilginç olduğu kadar da üzerinde durulması gereken bir söz.Serbesitiyan’da Mücahit Bilici bu konuda belkide son zamanların en doğru tespitini yaptı.Bilici,’’yasa çağı bitti,hayat tekrar başlıyor’’ başlıklı yazısında;’’dünya değişti.Yasa çağı bitti,hayat tekrar başlıyor.Bir inkılabın içinde değilsek eğer,eşiğindeyiz.Yasa yasama yapamadığı için hasta ve yasta.Peki,yasanın yerini ne alacak? diye haklı bir soru soruyodu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası hukuk ve kurumlarla ilgili bu yaklaşımı, aslında yeni bir durum değil; ancak "artık ihtiyaç duyulmadığına" dair söylemi, küresel düzenin temellerine dair derin bir tartışmayı gün yüzüne çıkartıyor.

Bilindiği üzere,uluslararası hukuk (BM şartları, Cenevre Sözleşmeleri vb.), İkinci Dünya Savaşı sonrası büyük yıkımların tekrarını önlemek için tasarlanmıştı. Eğer hegemonik güçler bu kurallardan çekilirse, dünya "kurallara dayalı düzen" yerine "güçler dengesi" modeline dönebilir.Bu durumda, küçük ve yoksul ülkelerin haklarının korunduğu bir "dünya anayasası" yerine, büyük devletlerin kendi etki alanlarını kaba kuvvetle belirlediği bir atmosfer oluşacaktır.Güçlünün mutlak üstünlüğünü dengeleyen hukuk normları ortadan kalkacak ve dünya yeni bir durumla karşı karşıya kalacak.Son zamanlarda siyasi analistler tarafında en çok üzerinde konuşulan konuların başında işte bu ‘’yasasız devlet’’ modeli geliyor.Uluslararası hukuk zaten tam anlamıyla bağlayıcı bir "dünya anayasası" olamadı; çünkü üzerinde bir "dünya polisi" yok. Ancak bu kurallar, devletler arası ilişkilerde bir nezaket ve öngörülebilirlik sağlıyordu.Bazı batılı eleştirmenler, bu söylemin dünyayı bir belirsizlik ve agresiflik dönemine sokacağını savunurken; Trump yanlıları ise, mevcut uluslararası hukukun zaten işlevsiz kaldığını ve "gerçekçi" bir güç siyasetinin daha dürüst bir yaklaşım olduğu gibi korkunç düşünceleri savunuyor.Açık açık uluslararsı hukukun devre dışı kalmasını savununa yeni diktatörlük heveslileri var.Bu konuda Trump yalnız değil.

‘’Ortak bir yasası olmayan" bir dünyaya yaklaşıyoruz. Eğer küresel kurallar "isteğe bağlı" hale gelirse, dünya siyaseti bir satranç tahtasından ziyade, herkesin kendi kuralını koyduğu bir mücadele alanına dönüşebilir. Bu da belirsizliğin arttığı bir yüzyıl demektir. Şu an içinde bulunduğumuz 2026 dünyasına baktığımızda, dünya "güç odaklı" ve "otorite heveslisi" liderlerin yükselişi küresel bir trend haline gelmiş durumda. Sadece ABD'de değil, Avrupa'dan Asya'ya kadar pek çok bölgede seçmenlerin bir kısmı, karmaşık küresel sorunlara (ekonomik krizler, göç, güvenlik) karşı "hızlı ve sert" çözümler vadeden otoriter figürlere yöneliyor. Uluslararası kurumları (BM, AB, NATO gibi) ayak bağı olarak görüyor. Her lider kendi bölgesinde "mutlak güç" olma peşinde. Bu da dünyayı tek bir merkezden ziyade, her birinin kendi kuralını koymaya çalıştığı çok kutuplu ama kuralsız bir yapıya sürüklüyor.

Güçlü olanın hukuka uymak yerine, hukuku kendi gücüne göre yeniden tanımladığı bir döneme şahitlik ediyoruz.Bakalım bu süreç insanlığı nasıl bir durumla karşı karşıya bırakacak.