"..Bir zeytin ağacı sadece hasat ayında ürün vermez. O ağaç, yılın on iki ayında emek ister. Budanır, sulanır, ilaçlanır, gübrelenir, korunur. Don..."

Mut’ta hasat başladı. Ama üreticinin yüzü gülmüyor. Çünkü bu yıl zeytin bolluğu değil, emeğin değersizleştirilmesi konuşuluyor.

Mut’ta zeytin hasadı başladı. 269 bin dekarlık zeytinlikte bu yıl yaklaşık 150 bin ton zeytin, 30 bin ton zeytinyağı bekleniyor. Rekolte yüksek, dallar dolu… Ama üreticinin yüzü gülmüyor. Çünkü bu yıl konuşulan bereket değil; emeğin her geçen gün biraz daha değersizleşmesi.

Açıklanan alım fiyatlarına bakıyoruz. Eleğine göre 10 liradan başlayıp 60 liraya kadar uzanan bir tablo… Sonra üreticinin cebine bakıyoruz. Mazot 100 lirayı aşmış. Günlük işçi yevmiyesi 2 bin liraya dayanmış. Gübre, ilaç, sulama, budama, nakliye… Üreticinin cebinden çıkan her kalem büyürken, cebine giren para küçülüyor.

Şimdi herkesin vicdanına seslenelim.

Bir yıllık emeğin bedelini kim belirliyor? Ve o bedel belirlenirken üreticinin alın teri gerçekten hesaba katılıyor mu?

Maliyetler bu kadar artarken alım fiyatları neden geriliyor?

Bu sorunun makul ve ikna edici bir cevabı var mı?

Bir zeytin ağacı sadece hasat ayında ürün vermez. O ağaç, yılın on iki ayında emek ister. Budanır, sulanır, ilaçlanır, gübrelenir, korunur. Don olur, hastalık olur; üretici gecesini gündüzüne katar. Kuraklık olur, gözü gökyüzünde kalır. Dolu yağar, gözü gökte kalır. Hasat geldiğinde ise tüm yılın emeğini birkaç haftalık satışla kurtarmaya çalışır.

Bugün üreticiye sunulan fiyatlar, yalnızca zeytinin fiyatını değil, emeğin değerini de tartışmaya açıyor.

Daha da düşündürücü olan ise sessizlik…

İlçedeki siyasi partiler bu tablo karşısında neden sessiz? İlçe başkanlarından, milletvekillerinden ve ilgili kurumlardan üreticiyi rahatlatacak somut bir açıklama neden gelmiyor? Yoksa üreticinin sesi, zeytinliklerin içinde yankılanıp yine oralarda mı kaybolacak?

Sorulması gereken bir başka soru daha var: Bugün üretici zarar ederek ürününü satarsa, gelecek yıl aynı bahçeye aynı umutla dönecek mi?

Bir çiftçi, zarar edeceğini bile bile neden budama yapsın?

Neden gübre atsın?

Neden işçi tutsun?

Neden yeni fidan diksin?

Üretici ayrıcalık istemiyor. Yalnızca emeğinin karşılığını alabileceği adil bir piyasa istiyor. Fiyat oluşum süreçlerinin şeffaf yürütülmesini, üretici örgütlerinin daha güçlü olmasını ve kamu otoritesinin piyasayı yakından izlemesini bekliyor. Çünkü üretimin devamı, yalnızca çiftçinin değil, ülkenin ortak çıkarıdır.

Unutmayalım; zeytinin fiyatı yalnızca üreticiyi ilgilendirmez. Bugün bahçede zarar eden çiftçi, yarın ağacına bakım yapamaz. Bakılmayan ağaç verimden düşer. Verim düşünce ilçe ekonomisi küçülür. Kaybeden sadece üretici değil; Mut olur, Mersin olur, Türkiye olur.

Çünkü tarım yalnızca tarlada yapılmaz; tarım, bir kentin ekonomik omurgasıdır.

Mut, Türkiye’nin en önemli zeytin üretim merkezlerinden biri olma iddiasını yıllardır taşıyor. Rekolte yüksek diye sevinirken, üreticinin kazancı düşüyorsa burada sağlıklı işleyen bir piyasa düzeninden söz etmek mümkün değildir.

Serbest piyasa elbette vardır. Ancak hiçbir piyasa düzeni, emeğin değersizleşmesini meşrulaştıramaz.

Elbette arz-talep dengesi vardır. Elbette piyasanın kendi dinamikleri vardır. Ama piyasa, üreticiyi üretimden vazgeçirecek noktaya geliyorsa, artık mesele sadece ticaret değil; kamu yararı, gıda güvenliği ve kırsal kalkınma meselesidir.

Bugün bazı üreticiler “Bu fiyatlarla hasat yapılmaz.” diyor. Kimileri ise zeytini dalında bırakmayı düşünüyor. Bir üreticinin bu cümleyi kurması, aslında hepimiz için alarm zillerinin çaldığını gösteriyor.

Bu nedenle artık sadece üreticinin değil, karar vericilerin konuşma zamanıdır.

Tarım ve Orman Bakanlığı bu tabloyu nasıl değerlendiriyor? Valilik, Kaymakamlık ve ilgili kurumlar piyasadaki fiyat oluşumunu yakından izliyor mu? Üreticiyi koruyacak yeni destek mekanizmaları gündemde mi? Alım politikaları yeniden gözden geçirilecek mi?

Bu sorular cevapsız kaldıkça büyüyen yalnızca üreticinin öfkesi olmayacak; kırsalda üretimden kopuş da hızlanacaktır.

Unutulmamalıdır ki emek en kutsal değerdir. Alın terinin karşılığı pazarlık konusu yapılamaz. O umudu tüketmeye kimsenin hakkı yoktur.

Zeytin dalında kalırsa yalnız ürün çürümez; umut da çürür. O yüzden bugün korunması gereken sadece zeytin değildir. Korunması gereken, toprağa alın teri döken insanın onurudur.

Çünkü toprağın bereketi yalnızca yağmurla değil, emeğe verilen değerle büyür.


YAŞAMDAN İZLER İbrahim ARI 20260930