12 Eylül’ün yarattığı korku kültürü biçim değiştirdi ama bitmedi. Bugün hâlâ gazetecilik, ima ve baskıyla sınanıyor.

12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçti.
Ancak darbenin yarattığı korku iklimi, yalnızca o günlerle sınırlı kalmadı; toplumun reflekslerine, davranış biçimlerine ve suskunluk alışkanlığına dönüştü.
O yıllarda aydınlar, devrimciler, demokratlar baskı altına alındı.
Spor salonları, Karakollar, Cezaevleri işkencehane oldu.
Hukuk askıya alındı.
Ama en kalıcı hasar, copla ve işkenceyle değil;
toplumun geniş kesimlerinin sessizliğe çekilmesiyle oluştu.
Evlerinden ve işyerlerinden zorla alınan insanlar gözaltılarda ve cezaevlerinde ağır muamele görürken, demokrasiye sahip çıkması gereken büyük kitleler olan biteni izlemekle yetindi.
Bu suskunluk yıllar içinde normalleşti, kuşaktan kuşağa aktarıldı.
Bugün hâlâ bunun bedelini ödüyoruz.
Yine de son dönemde, özellikle CHP mitinglerinde görülen kalabalıklar, toplumun bu suskunlukla yüzleşmeye başladığını gösteriyor.
Korku tamamen dağılmış değil ama çatlaklar oluştuğu açık.

Musa Timur’u Tanırım

Musa Timur’u Mersin’de emlakçılık yaptığı yıllardan tanırım.
Aynı zamanda birkaç dönem MESİAD Başkanlığı yaptı.
SODEP, Halkçı Parti ve CHP’de siyaset sahnesinde boy göstermiş bir isimdir.
1985–1987 yılları arasında Sonhaber gazetesinde çalışırken, her gün valilik basın bürosundan emniyetin günlük vukuat bültenlerini alır, haberleri bu resmî kayıtlardan takip ederdim.
Bir bültende şu ifade yer alıyordu:
“Musa Timur, sahte Alman markı bulundurmak iddiasıyla gözaltına alındı.”
Bu bilgiyi o dönem haberleştirmedik.
İtibar kaybına uğramasın diye.
Özellikle belirtmek gerekir ki bu kayıt, dönemin resmî emniyet bültenlerine yansıyan bir gözaltı iddiasıdır.
Gazetecilik, bazen yazmak kadar,
neden yazmadığını da hatırlamayı gerektirir.

Bugün Oğlu Tutuklu

Bugün Musa Timur’un oğlu Erdem Timur,
şike ve bahis suçlamasıyla gözaltına alındıktan sonra
kara para aklama iddiasıyla çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Bu süreci haberleştirirken, Baba Timur'un yıllar önce resmî kayıtlara geçmiş olan gözaltı iddiasını da aktardım.
Yorum yapmadım, suç isnat etmedim;
kamusal kayıtlara geçmiş bir bilgiyi okurla paylaştım.
Haberin ardından bir telefon geldi:
“Kaldır o haberi…
Musa’ya daha söylemedim.
Söylersem olacakları görürsün.”
Bu dil bu ülkede yabancı değildir.
Açık bir tehdit değildir belki ama
baskı kurmayı amaçlayan bir imadır.
O zat'a;
Atalarımız boşuna dememiş:
“Ağzından çıkanı kulağın işitecek.” sözünü anımsatırım.
Gazetecilik, kamusal kayıtlara geçmiş bilgilerin aktarılmasıdır.
Bu bilgiler rahatsız edici olabilir; ancak
resmî kayıtlara girmiş bir bilginin yazılması suç değildir.
Buna karşılık, yazıyı telefonla, ima yoluyla ya da baskıyla geri çektirmeye çalışmak
hukukun ve demokratik düzenin dışındadır.
Bu yazı bir suçlama değil, kayıttır.
Kişisel bir hesaplaşma değil, kamusal sorumluluktur.
Gazeteci izin almaz, gerçeği yazar.
Gerisi hukukun ve tarihin hükmüdür.