Çevik kuvvet polisi barikat kurmuş…
Yaşlı bir dedeye “devam et” diyerek bulunduğu yerden gitmesini istiyor.
O an, kamera gerisinden bir ses yükseliyor:
“Ne yapacak bu millet ya!”
Aslında o cümle, yaşananların özeti gibi…
Çaresizliğin, sıkışmışlığın, öfkenin kısa bir tercümesi…
Dedenin yanındaki polisi, bir başka polis sırtından usulca tutup biraz ilerde teyakkuz halinde bekleyenlerin yanına götürüyor.
Belki ortam gerilmesin diye…
Belki de söylenen sözlerin ağırlığı hissedildiği için…
Ama asıl olan, o dedenin kameralara yansıyan isyanı…
Polis “devam et” diyor.
Dede soruyor:
“Hangi yasayla devam et diyorsun?”
İşte mesele tam da burada düğümleniyor.
Dede, susmuyor…
Haykırıyor:
“Sabrımızı tükettiniz be! Vatandaşın sabrını tükettiniz!
Bu ülke Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’dir. Demokrasi ile yönetilir. Keyfiyetle yönetilmez!”
Cümleler net…
Mesaj açık…
“Vatandaşın vergisiyle maaş alacaksınız, sonra vatandaşa ‘devam et’ diyeceksiniz… Önce kendiniz yasalara uyun, haddinizi bilin!”
İstanbul Mecidiyeköy’de, 1 Mayıs kutlamaları sırasında yaşanan bir an…
Ama sıradan bir an değil…
Sokaktaki o adam belli ki 78 kuşağından…
O yılların acısını, yokluğunu, baskısını yaşamış…
Yaşına rağmen hâlâ dimdik duran bir “ihtiyar delikanlı”…
O görüntü, Taksim Meydanı’na gitmek isterken biber gazı yiyen, özgürlük ve demokrasi isteyen yaklaşık 600 kişinin gözaltına alındığı 1 Mayıs’tan…

Bir dede kaldı hafızalarda…