Korkuyla Terbiye Edilen Bir Ülke Ve Dimdik Duran Anneler

Urfa Siverek… Ardından Kahramanmaraş…
Okul dediğimiz, çocuklarımızı emanet ettiğimiz o güvenli alanlarda yaşanan silahlı saldırılar…
9 can… 31 yaralı…
Rakam değil bunlar.
Her biri bir hayat, bir aile, bir gelecek.
Ve şimdi…
Sosyal medya kaynıyor.
Ama asıl yangın insanların içinde.
Korku…
Öyle bir korku ki; öğrenciler okula gitmekten çekiniyor, veliler çocuklarını kapıdan uğurlarken yutkunuyor, öğretmenler sınıfa girerken omuzlarında görünmez bir yük taşıyor.
Tam da bu atmosferde, İstanbul’da üniversite okuyan bir genç kızın annesiyle yaptığı yazışma düştü önüme.
Okurken insanın içi daralıyor… sonra bir anda başını kaldırıp “hala umut var” diyorsun.
Kız çocuğu yazıyor:
“Hiç moralimiz kalmadı vallahi… ders yapasımız yok. Ülke böyle… herkes korkuyor okula gitmeye. Çok endişeliyiz. Arkadaşlarım da öyle… öğretmen çocuğu olanlar, kardeşi okula gidenler… onları görünce daha da korkuyoruz. Ne hale geldik!”
Bu cümleler bir genç kızın değil, bir ülkenin ruh halidir.
Ama asıl mesele, annenin verdiği yanıtta başlıyor.
O anne…
Sadece kendi kızına değil, aslında bu ülkenin bütün gençlerine sesleniyor:
“Annem, haklısınız, tedbirli olunmalı… ama durum öyle değil aslında.”
Ve ardından tokat gibi gerçekler:
“Bu iktidarı destekleyenlerin yüzünden bu hale geldik. Dibi de göreceğiz… En çok da onlar şikayetçi aslında. Bittiler… bu yüzden ortalık karışsın istiyorlar. Halk sokağa dökülsün istiyorlar. Korkuyla terbiye ediyorlar hepimizi. İstedikleri tam da bu…”
Evet…
Korku artık bir yönetim aracına dönüşmüş durumda.
Ama o anne, orada durmuyor.
Teslim olmuyor.
“Asla korkmak yok” diyor.
“Biz büyükleriniz olarak pes etmiyoruz. Siz çabuk pes ettiniz.”
İşte mesele tam burada…
Gençler korkuyor.
Çünkü gelecekleri çalınıyor.
Ama o anne diyor ki:
“Onlara inat pes etmeyeceksiniz. Çok çalışacaksınız. Sağlıklı, akıllı nesiller yetiştireceksiniz. Biz daha çokuz, onlar az…”
Bu cümle bir umut değil…
Bu bir direniş çağrısıdır.
Ve sonra o büyük hatırlatma geliyor:
“Atatürk bu günleri bize anlatmış. Ülkeyi size emanet etmiş…”
Ve o ölümsüz söz:
“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir…”
Bir annenin kızına yazdığı mesaj değil bu.
Bir ülkenin kendine yazdığı vasiyet.
Bugün geldiğimiz noktada çocuklarımız korkuyorsa,
gençlerimiz geleceğe umutsuz bakıyorsa,
anneler çocuklarına “korkma” demek zorunda kalıyorsa…
Ortada ciddi bir sorun var.
Ama aynı zamanda çok büyük bir gerçek daha var:
Bu ülke hâlâ ayakta.
Çünkü o anneler hâlâ dimdik ayakta.
Korkuyu normalleştirmeye çalışanlara inat…
Pes etmeyi öğütleyenlere inat…
Bu topraklarda hâlâ şöyle anneler var:
“Biz sizin önünüzde dimdik yürüyoruz. Korkmayacağız, sinmeyeceğiz!”
İşte bu yüzden…
Bu ülkenin kurtuluşu hâlâ mümkün.
Çünkü o cesaret hâlâ yaşıyor.
Ve belki de en net cümle şu:
Kurtuluş… korkmayanlarda.
Kurtuluş… düşünenlerde.
Kurtuluş… vazgeçmeyenlerde.
Kurtuluş…
Laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkanlarda.