"..Tarımda kendisine yeten yedi ülkeden biriymişiz. Çiftçimiz perişan haldeymiş. Buğday, arpa, mısır, mercimek, nohut, fasülye üretip satan bir ülkeyken..."
Ben 1942 doğumluyum.
Babam, 1950 seçimlerini Menderes kazanınca küt diye düştü, tahta kutunun başında.
Ölüler konuşmuyor. Babam da konuşmadı.
Baba. “Niye?”, “Neye yaradı bu gidişin?”
Ben bu sorunun cevabını bulamadım bunca yıldır.
Bir televizyon kanalında dinledim,
Bölge ülkelerine et, canlı hayvan ihraç edermişiz. Şimdi et ve canlı hayvan ithal ediyormuşuz ama et fiyatlarının yükselişini durduramıyormuşuz.
Hayvanlarımızın sayısı azalmış.
Besicilerimiz zarar ediyormuş.
Et, saman, yem, aşı, ilaç ithal ediyormuşuz.
Maliyetler arttığı için sütçülerimiz de zarar ediyormuş. “Neden?”
Tarımda kendisine yeten yedi ülkeden biriymişiz. Çiftçimiz perişan haldeymiş. Buğday, arpa, mısır, mercimek, nohut, fasülye üretip satan bir ülkeyken şimdilerde hepsini ithal ediyormuşuz.
Çiftçimiz yaşlanmış, borçlanmış, insanlarımız tarımdan uzaklaşıyormuş.
Elma, armut, kavun karpuz, muz hatta kayısı, kiraz ithalatı yapıyormuşuz.
Sorulmaz mı? Neden bu hale geldik?
Biz mi bu hale geldik, birileri mi bizi bu hale getirdi?
Teksilde çok gelişmiş bir ülkeymişiz.
Hazır giyim ihracatımızda önemli bir kalemmiş.
Şimdi bu sanayimiz ya çökmüş ya da göçmüş.
Teksilcilerimizin büyük bir kesimi fabrikalarını Mısır’a, Bulgaristan’a, Romanya’ya taşımış. Yurtta kalanlar ise rahatsız, huzursuz, çalışamaz haldeymiş.
“Neden?”
Polislerimiz intihar ediyor, doktorlarımız kaçıyor. Öğrencilerimiz- gençlerimiz kapağı yurt dışına atmaya çalışıyor.
Şimdi “neden” diyen ses, haklı değil mi? ,
Karayolları, Tarım Kredi Kooperatifleri, hava yolları, çaykur… saymaya gerek yok, milletin mal varlığının toplandığı kurum (Varlık Fonun) ,
milyarlarca zarardaymış.
Elini nereye uzatsan elinde kalıyor.
Gel de sorma
”Neden?”