Sayın Cumhurbaşkanımız,
Açık mektup da olsa, kapalı zarfla da olsa size ulaşmayacak yazdıklarım; ulaşsa da ilgili -görevli elemanlarınızca ciddiye alınmayacak, cevap verilmeyecek: ama hiç olmazsa düşüncelerim içimde kalıp beni kemirmesin, kamu oyuna ulaşsın duygusuyla yazıyorum bu satırları.
Biliyorum, bu kadar yoğun gündemi olan bir kamunun benim yazdıklarımı görmesi, okuması, üzerinde düşünmesi, fikir üretmesi; fikirlerime katılması ya da onları reddetmesi, karşıt fikirler üretmesi düşünülemez. Bizimkine Anadolu’da iğdiş keyfi denir.
Olsun.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Google’a sordum. sayısız çelişen siyasi karar vermişsiniz: ne ilginçtir: vatandaşımız sizi her durumda alkışlamş. Oy vererek baştacı etmiş,örneğin Esad kardeşimizdir, dediniz, neredeyse birleşik parlamento oluşturuyordunuz, seçmen sizi alkışladı. Sonra ne olduysa -biz anlayamadık- Esad “esed” oldu, savaştık, Suriye topraklarına girdik, kızılca kıyamet koptu ama seçmen yine alkışladı sizi.
APO ve PKK düşman örgüttü. Bu örgütle konuşanlar için söylenmedik söz bırakmadınız, uyddurma görseller hazırlattınız, millet sizi alkışladı. Ben terör örgütü ile görüşmem dediniz, millet sizi alkışladı. Ben , devlet konuşur,
dediniz, seçmen sizi alkışladı. Onlarla ilişkilidirler diye muhalefeti eleştirdiniz, millet sizi alkışladı, oyunu muhalefetten esirgedi. Sonra ne olduysa müttefikiniz APO’ya “Sayın” dedi. Devleti ayağına gönderdiniz.Şimdilerde baştacımız PKK’yi aklamak için olağanüstü komisyonlar kurduruyor, yasalar hazırlatıyorsunuz: miller sizi alkışlıyor.
Rusya’yla ilişkiler, ABD ile ilişkiler, İsrail ile ticaret ve ilişkiler, emeklinin, işçinin, memurun, çiftçinin durumu… aman neler neler dün beyaz olan bugün kara: dün kara olan bugün beyaz…
Ama her durumda alkışlanan sizsiniz.
Bunu nasıl başarıyorsunuz?
Saygılarım ve esenlik dileklerimle.