"..CHP’den seçilmiş bazı belediye başkanlarının Yeni Parti’ye geçmemesi üzerinden ağır eleştiriler yapılıyor. Kimi “cesaretsizlikle”, kimi “koltuk hesabıyla”, kimi de “değişimin önünde durmakla” suçlanıyor..."
Siyasette bazen en kolay şey, insanları taraf olmaya zorlamaktır.
Yeni bir siyasi hareket ortaya çıkar. Yeni bir heyecan oluşur. Ardından gözler çevrilir: Kim gelecek, kim kalacak?
Yeni Parti etrafında yaşanan tartışmalarda bugün tam olarak bunu görüyoruz. CHP’den seçilmiş bazı belediye başkanlarının Yeni Parti’ye geçmemesi üzerinden ağır eleştiriler yapılıyor. Kimi “cesaretsizlikle”, kimi “koltuk hesabıyla”, kimi de “değişimin önünde durmakla” suçlanıyor.
Peki, gerçekten öyle mi?
Siyaseti biraz da sahadan okumak gerekmiyor mu?
Bir belediye başkanı yalnızca kendi siyasi geleceğini düşünerek karar veremez. Arkasında kendisine oy vermiş bir seçmen kitlesi, yönettiği bir şehir, devam eden yatırımlar ve yerine getirmesi gereken sorumluluklar vardır. Özellikle seçimden yeni çıkmış bir belediye başkanının, kendisini seçen insanların iradesini ve yerel siyasi dengeleri hesaba katmadan bir siyasi değişimin parçası olması kolay değildir.
Yeni Parti’ye geçmeyen her belediye başkanını korkaklıkla suçlamak, siyasetin bütün gerçekliğini birkaç cümleye sığdırmaya çalışmaktır.
Belki bazıları gerçekten farklı düşünüyordur.
Belki bazıları mevcut yapının içerisinde mücadele etmeyi tercih ediyordur.
Belki bazıları için zamanlama doğru değildir.
Belki de bazı belediye başkanları, bugün bulundukları yerde kalmanın yarın daha güçlü bir hamle yapabilmek için gerekli olduğunu düşünüyordur.
Buna siyaset denir.
Siyasette her hamle aynı anda yapılmaz.
Bazen ileri çıkarsınız.
Bazen beklersiniz.
Bazen yeni bir yola girersiniz.
Bazen bulunduğunuz yerde kalırsınız.
Dışarıdan bakıldığında hareketsizlik gibi görünen bir tercih, içeriden bakıldığında uzun vadeli bir stratejinin en önemli parçası olabilir.
Özgür Özel’in belediye başkanlarına yönelik yaklaşımı da bu açıdan önem taşıyor. CHP’nin yerel seçimlerde elde ettiği başarı, yalnızca parti teşkilatlarının değil, farklı toplumsal kesimlerden oy alabilen belediye başkanlarının da başarısıdır. Bu nedenle belediye başkanlarını Ankara’daki siyasi tartışmaların içine zorla çekmek yerine, onların kendi bölgelerindeki gerçeklikleri dikkate almak gerekir.
Bir belediye başkanının CHP’de kalması, değişime karşı olduğu anlamına gelmez.
Yeni Parti’ye geçmemesi, Yeni Parti’nin karşısında olduğu anlamına da gelmez.
Siyasette “henüz değil” demek, her zaman “asla” demek değildir.
Asıl tehlike, farklı siyasi tercihlerde bulunan insanları hemen hain, korkak, çıkarcı ya da koltukçu ilan etmektir.
Siyaset uzun bir yolculuktur. Bugün birbirine rakip görünenler yarın aynı masada oturabilir. Bugün aynı safta duranlar yarın farklı yollar seçebilir.
CHP’de kalmayı tercih eden belediye başkanlarına yönelik eleştiriler yapılırken biraz daha hakkaniyetli olmak gerekiyor.
Eleştirelim.
Sorgulayalım.
Gerektiğinde sert biçimde karşı çıkalım.
Fakat insanların siyasi tercihlerine, henüz sonuçlarını görmeden niyet biçmeyelim.
Belediye başkanları yalnızca siyasi figürler değildir. Onlar milyonlarca insanın oyuyla verilmiş bir yerel emanetin taşıyıcılarıdır.
Bugün en çok hatırlamamız gereken cümle belki de şudur:
Her giden cesur değildir. Her kalan korkak değildir.
Bazıları gitmediği için kaybetmez.
Bazıları kaldığı yerde daha büyük bir mücadele verir.
Siyasetin gerçek hesabını bugün yapılan sosyal medya yorumları değil, zaman ve sandık yapar.
Bırakalım belediye başkanları kendi siyasi hesaplarını kendileri yapsın.
Demokrasi, herkesin aynı kararı vermesi değil; farklı kararlar verebilme özgürlüğüdür.