"..Demokratikleşme alanındaki adımlar herhangi bir örgütün talebi olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının anayasal hakları olarak ele alınmalıdır..."
Türkiye bugün tarihi bir eşikten geçiyor.
TBMM’de görüşülen süreç yasası, yalnızca birkaç maddelik bir kanun düzenlemesi olarak değerlendirilemez. Bu düzenleme, yıllardır terörün gölgesinde yaşayan bir ülkenin geleceğine ilişkin ciddi sonuçlar doğurabilecek bir adımdır.
Terörün sona ermesi, silahların susması, gençlerin dağlarda değil üniversitelerde, iş yerlerinde ve ailelerinin yanında bir gelecek kurması elbette Türkiye’nin ortak arzusudur.
Bu hedefe kim itiraz edebilir?
Asıl mesele, bu hedefe hangi yoldan ulaşacağımızdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin sorunları Ankara’nın karanlık odalarında değil, milletin iradesinin tecelli ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşulmalıdır.
Meclis bu sürecin seyircisi değil, sahibi olmalıdır.
Yeni Parti açısından temel ölçü buradadır.
Türkiye’nin terörsüzleşmesi ile demokratikleşmesi birbirinin alternatifi değildir. Güvenlik ile özgürlük birbirine düşman kavramlar değildir. Hukuk devleti güçlendikçe devletin güvenliği de toplumun huzuru da güçlenir.
Kürt vatandaşlarımızın hak ve özgürlükleri başka bir başlık, terör örgütünün silahlı faaliyetleri başka bir başlıktır.
Bu ikisini birbirine bağlamak Türkiye’ye yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin eşit yurttaşlık temelinde sahip olduğu hakların güvence altına alınması devletin görevidir. Bu hakların tanınması için herhangi bir örgütün silahına, herhangi bir kişinin onayına veya herhangi bir kapalı kapı görüşmesine ihtiyaç yoktur.
Hak vatandaşındır.
Devletin görevi o hakkı korumaktır.
Terör örgütünün silah bırakması ise devletin vatandaşına tanıdığı bir hak değil, örgütün yerine getirmesi gereken bir yükümlülüktür.
Bu ayrımı doğru yapmak zorundayız.
Türkiye’nin yeni bir çözüm sürecine değil, kalıcı bir hukuk düzenine ihtiyacı vardır.
Geçmişte yaşanan süreçlerin en büyük sorunlarından biri, devletin kurumsal mekanizmalarının yerine kişisel ilişkilerin, kapalı görüşmelerin ve kamuoyundan saklanan pazarlıkların geçirilmesiydi.
Türkiye aynı hatayı yeniden yapmamalıdır.
Milletin bilmediği bir metin üzerinden millet adına karar verilemez.
Meclis’e gelmeden önce kimlerin ne konuştuğu, hangi taleplerin masaya konulduğu, hangi güvencelerin verildiği konusunda toplumda soru işaretleri oluşuyorsa bunun cevabı daha fazla kapalılık değil, daha fazla şeffaflıktır.
Devlet ciddiyeti bunu gerektirir.
TBMM çatısı altında yürütülen her süreç, milletin bilgisine ve denetimine açık olmalıdır. Komisyonların çalışmaları, kanun teklifleri, gerekçeler ve uygulama mekanizmaları mümkün olan en açık biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Türkiye’nin geleceğini birkaç kişinin iradesine bırakamayız.
Bir başka hassasiyet de şehitlerimiz ve gazilerimizdir.
Bu ülkenin evlatları yıllarca terörle mücadele ederken hayatlarını kaybetti. Aileler acılarını omuzlarında taşıdı. Gazilerimiz hayatlarının geri kalanını o mücadelenin izleriyle geçirdi.
Kalıcı barış adına atılacak her adım, onların hatırasını incitmeyecek bir hukuk anlayışı içinde atılmalıdır.
Barış, adaletin karşısında değildir.
Barış adaletin üzerinde de değildir.
Kalıcı barış ancak adalet duygusunun toplumda karşılık bulduğu yerde mümkündür.
Türkiye’nin ihtiyacı bir kesimin kazandığı, diğer kesimin kaybettiği bir düzen değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı kazananı millet olan bir sonuçtur.
Bu nedenle süreç yasası hazırlanırken üç temel ilke vazgeçilmez olmalıdır.
Birincisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, anayasal düzeni ve milli egemenliği tartışma konusu yapılamaz.
İkincisi, terörle mücadele ve silah bırakma süreci hukukun açık hükümleri içinde yürütülmelidir.
Üçüncüsü, demokratikleşme alanındaki adımlar herhangi bir örgütün talebi olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının anayasal hakları olarak ele alınmalıdır.
Bu üç ilke bir araya geldiğinde Türkiye’nin önünde yeni bir yol açılabilir.
Terörsüz Türkiye hedefi, demokratik Türkiye hedefinden koparılmamalıdır.
Yeni Parti’nin söylemesi gereken söz tam da budur.
Biz silahın siyasetin dili olmasını istemiyoruz.
Biz siyasetin silaha ihtiyaç duymadığı bir Türkiye istiyoruz.
Biz Kürt vatandaşlarımızın haklarını terör örgütünün vesayetinden kurtarmak istiyoruz.
Biz Türk vatandaşlarımızın güvenlik kaygılarını da demokratikleşme adına görmezden gelmiyoruz.
Biz Türkiye’nin bütün vatandaşlarının aynı hukuk düzeni içinde, eşit ve özgür yaşamasını istiyoruz.
Bunun yolu pazarlıktan değil, Meclis’ten geçer.
Bunun güvencesi kişiler değil, hukuktur.
Bunun sahibi örgütler değil, millettir.
Türkiye artık geçmişin korkularını da geçmişin hatalarını da geride bırakmalıdır.
Silahların sustuğu bir Türkiye elbette değerlidir.
Hukukun konuştuğu bir Türkiye daha değerlidir.
Demokrasinin güçlendiği, vatandaşın devletine güvendiği, devletin de vatandaşına eşit mesafede durduğu bir Türkiye ise hepimizin ortak hedefi olmalıdır.
Süreç yasası bu hedefe hizmet edecekse Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iradesiyle, açık müzakereyle ve hukuk devleti ilkeleri içinde hazırlanmalıdır.
Hiç kimse millet adına gizli bir hesap yapmamalıdır.
Hiç kimse Türkiye’nin geleceğini kapalı kapılar ardında şekillendirmemelidir.
Bu ülkenin kaderini belirleyecek olan güç, ne bir örgütün silahı ne de bir kişinin siyasi hesabıdır.
O güç, milletin iradesidir.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir pazarlık masası değil, yeni bir hukuk zemini kurmaktır.
Terörsüz Türkiye hedefi ancak demokratik Türkiye ile birlikte anlam kazanır.
Yeni Parti’nin yolu da bu zeminden geçmelidir.
Milletin iradesi, hukukun üstünlüğü ve Türkiye’nin bütünlüğü kırmızı çizgimizdir.
Gerisi siyasetin günlük tartışmasıdır.