Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç, siyasi senaryosunun ilk bölümünü sahneye koydu.
Birkaç gün önce CHP’den istifa etti.
Duygusal, sitemkâr ve yer yer öfkeli bir açıklamaydı.
Yüzyıllık bir aile geleneğine veda ettiğini söyledi.
Kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilmesine ise “Kimsenin haddine değil” sözleriyle tepki gösterdi.
İnsan olarak duygusal bir tepki vermesini anlayabiliriz.
Ama siyaset, sadece duygularla yapılmıyor.
Partilerin kuralları, disiplin mekanizmaları ve üyelerinden beklediği siyasi sorumlulukları var.
Boltaç’ın gözden kaçırdığı nokta tam da burası.
Çünkü bugün yaşananların hikâyesi, istifa ettiği gün başlamadı.
Hikâyenin geçmişi var.
Özgür Özel, Yeni Parti’nin kuruluş sürecinde belediye başkanlarının parti değiştirmesinin bir baskı unsuru haline gelmemesi gerektiğini söylemişti.
Ama siyasetin kulislerinde beklenti başkaydı.
Bazı belediye başkanları daha partinin kuruluş aşamasında kararını verdi ve Yeni Parti’ye geçişler başladı.
Mersin’de bu süreci ilk başlatan isim Anamur Belediye Başkanı oldu.
Sonra ise geçişlerin arkası gelmedi.
Ve gözler Tarsus’a çevrildi.
Çünkü Tarsus, Mersin siyasetinin en sert rekabet alanlarından biriydi.
Üstelik Yeni Parti Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın seçim bölgesiydi.
Dahası…
Ali Mahir Başarır, Ali Boltaç’ın belediye başkanlığı yolculuğunda kapıyı açan isimlerden biriydi.
Adeta o kapının çilingiriydi.
Bu nedenle Tarsus’tan gelecek bir geçiş, sıradan bir siyasi transfer olmayacaktı.
Bir mesaj olacaktı.
Bir saflaşma olacaktı.
Belki de Mersin siyasetinde dengeleri değiştirecek bir hamle olacaktı.
Ama olmadı.
Tarsus Belediye Meclisi’nde iki isim dışında Yeni Parti’ye katılım gerçekleşmedi.
Ve Ali Boltaç beklemeyi tercih etti.
İşte asıl soru burada başlıyor.
Boltaç neden bekledi?
Neyi bekledi?
Daha uygun bir zamanı mı?
Daha güçlü bir siyasi zemini mi?
Çünkü o süreçte Boltaç’ın CHP içerisindeki görüntüsü de dikkat çekiciydi.
CHP’nin etkinlik ve organizasyonlarında görünürlüğü azaldı.
Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya gelmekten uzak durdu.
Buna karşılık Özgür Özel’in Mersin ziyaretinde yanından ayrılmadı.
Üstelik Özel’in onuruna Tarsus’ta bir akşam yemeği verdi.
Siyasette görüntü bazen sözden daha fazla şey anlatır.
Ve Ankara’nın da bu görüntüleri okumadığını düşünmek saflık olur.
Nitekim süreç disiplin soruşturmasına kadar uzandı.
Dolayısıyla Boltaç’ın siyaseten çizdiği tablo, ne tam anlamıyla bağımsız ne de tarafsızdı.
Ama bir karar da vermiyordu.
İşte belki de siyasi stratejisindeki en büyük hata buydu.
Çünkü siyasette zamanlama önemlidir.
Doğru kararı yanlış zamanda vermek, bazen yanlış karar vermek kadar ağır sonuç doğurur.
Boltaç’ın bugün yaşadığı tam da bu olabilir.
Çok daha önce verilmesi gereken bir karar ertelendi.
Şimdi ise CHP’den istifa etmiş, hatta süreç ihraç noktasına gelmiş bir belediye başkanı olarak Yeni Parti’nin kapısına gitmesi bekleniyor.
Peki bu geçişin Yeni Parti açısından eski anlamı var mı?
İşte orası tartışmalı.
Çünkü siyasette dünün hamlesiyle bugünün hamlesi aynı değeri taşımaz.
Dün atılmayan adım, bugün atıldığında sadece bir tercih değil, aynı zamanda gecikmiş bir tercih olarak okunur.
Ve geciken siyasi hamlelerin bedeli ağır olabilir.
Şimdi kritik gün Salı.
Grup toplantıları artık sadece siyasi konuşmaların yapıldığı yerler değil.
Rozetlerin takıldığı, saflaşmaların ilan edildiği, siyasi gövde gösterilerinin yapıldığı sahnelere dönüştü.
Boltaç’ın da artık tarafsız bölgede bekleme lüksü kalmadı.
Eğer Yeni Parti’ye geçecekse, bunun bu hafta içinde gerçekleşmesi bekleniyor.
Rozet takarsa bir hesap kapanacak, başka bir hesap başlayacak.
Takmazsa…
İşte o zaman başka ihtimaller daha yüksek sesle konuşulmaya başlanacak.
Bir süredir AK Parti ile temas halinde olduğuna ilişkin kulislerde çeşitli iddialar dolaşıyor.
MHP seçeneği de siyasi denklemden tamamen çıkarılmış değil.
Boltaç’ın Yeni Parti rozetini takmaması halinde AK Parti ya da MHP formüllerinin daha ciddi biçimde masaya geleceği yorumları güçlenecek.
Bunların hangisi gerçek, hangisi siyasi kulis?
Salı günü biraz daha net göreceğiz.
Ama Türkiye’nin bugünkü siyasi ikliminde bir şeyi artık çok iyi biliyoruz:
Dün “asla olmaz” denilen şeyler bugün olabiliyor.