"..İddiaya göre, Savcı Sayan’ın Özarslan’ın parti değiştireceğine dair attığı tweeti teyit etmek isteyen bir Genel Başkan, tam 23 saat boyunca kendi partisinden bir ilçe belediye başkanına ulaşamıyordu..."
Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, CHP’den istifa etti.
Şu an hangi partiye geçeceği resmen açıklanmış değil ama siyaset kulisleri tabloyu çoktan okudu.
Aslına rücu etti anlayacağınız.
Hem de “3 M” formülüyle:
Milliyetçi, mukaddesatçı, muhafazakâr.
Neyse, konumuz bu değil.
Özarslan giderken arkasında bir dizi soru bıraktı.
WhatsApp mesajları…
Cevapsız aramalar…
Ve hazin bir siyasi hikaye..
Peki neydi bu?
İddiaya göre, Savcı Sayan’ın Özarslan’ın parti değiştireceğine dair attığı tweeti teyit etmek isteyen bir Genel Başkan, tam 23 saat boyunca kendi partisinden bir ilçe belediye başkanına ulaşamıyordu.
Evet, yanlış okumadınız.
23 saat.
Neden hazin?
Çünkü siyasette çok kullanılan bir söz vardır:
"Siyasette 24 saat çok uzun bir süredir.”
Ne var ki Özgür Özel, bu 24 saatin 23 saatini boşa harcamıştı.
İddialara doğruysa , yaklaşık 15 kez aramasına rağmen telefonuna çıkmayan bir belediye başkanını “şüpheli” kategorisine alıp, parti kurullarını devreye sokmak, ve gereğini yapmak yerine; rasyonel akılla değil, duygusal reflekslerle hareket etmeyi tercih etmişti.
Devam ediyorum..
Ve iddilar yine doğruysa saatler 23:59 ile 00:12 arasını gösterirken, yaklaşık 13 dakikalık bir WhatsApp mesaj trafiği yaşanmıştı.
Özarslan’ın iddiasına göre, bu mesajlarda bir Genel Başkanın ağzına yakışmayacak ifadeler yer almıştı.
Eğer bu yaşanmışsa, bu durum hiyerarşi açısından son derece sorunludur, diplomasi açısından vahimdir, ahlak açısından ise maalesef skandaldır. Ve 23 saat boyunca biriken sinirlerin gece yarısı küfürle boşalması, siyaset değildir.
Bu, kriz yönetimi de değildir.
Bunun adı kontrol kaybıdır.
Bir Genel Başkan ile bir ilçe belediye başkanı arasındaki ilişki, duygusal değil; kurumsaldır.
Daha önce hakkında spekülasyonlar dolaşan ve Genel Başkanın telefonlarına saatlerce cevap vermeyen bir belediye başkanının siyasi akıbeti zaten bellidir. Bunun yolu bağırmak, yazmak, küfretmek değil; mekanizma işletmektir.
Eğer Özarslan’ın iddiaları doğruysa, bu yaşananlar; belediye başkanları tutuklanan, partisinden siyasetçileri saf değiştiren,bu nedenle baskı altında kalan bir Genel Başkanın öfke patlamasından başka bir şey değildir.
Bakin ...
Özgür Özel, CHP’nin psikolojik olarak en zor ama matematiksel olarak en parlak dönemini yaşayan bir lider. Ancak bu durum, duygusal kırılganlığı daha görünür kılmakta.
Çarşamba mitinglerini hatırlayalım.
Özel’in sert dili ve kontrolsüz çıkışları, o günün sabahında Silivri’de Ekrem İmamoğlu ile yaptığı görüşmelerin ruh haliyle yakından ilişkilidir. Yani Özel, çabuk etkilenen, duygusal yükü yüksek bir lider profili çizmektedir.
Bu doğaldır ama siyasette tehlikelidir.
Evet.
Geceyarısı diplomasisi yorgun bir beden ve yıpranmış sinirler için doğru bir vakit değildir .
Gerçi bizim meslek gibi, siyasetçinin de saati yoktur.
Gecesi gündüzüne karışır.
Ama boşuna dememişler:
“Sabahın şerri, akşamın hayrından iyidir.” diye.
Sözün özü şudur..
Milletin iradesini hiçe sayanın,
bir Genel Başkanın iradesiyle de işi olmaz.
Ve bu hikâyede kaybeden yalnızca bir genel başkan , ya da bir belediye başkanı değildir.
Kaybeden, siyasetin ciddiyetidir.