"..Bir gün ormana yaşlı bir baykuş gelmiş. Baykuşun tuhaf bir alışkanlığı varmış. Herkese aynı soruyu soruyormuş?..."
Bir zamanlar büyük bir ormanda, kendisini bütün hayvanların en güçlüsü sanan bir aslan yaşarmış. Aslanın önemli bir özelliği varmış: Girdiği her yarışta mutlaka kazanırmış. Koşu yarışında birinci, güç yarışında birinci, bilgi yarışında birinci... Hatta bazı yarışlarda daha düdük çalmadan birinci olurmuş. Orman halkı bu başarıya hayranmış. Aslan da her zaferden sonra göğsünü kabartıp, “Ben zaten doğuştan başarılıyım!” dermiş.
Başarısının küçük bir sırrı varmış. Yarışları yöneten çakallar, aslanın başarısını biraz kolaylaştırıyormuş. Aslanın önüne engel çıkarsa kaldırıyorlar, rakibi yaklaşırsa yolunu değiştiriyorlar, aslan tökezlerse yarışa yeniden başlıyorlarmış. Aslanın nefesi kesildiğinde mola veriliyor, rakibinin nefesi kesildiğinde “yarış devam ediyor” deniliyormuş. Bitiş çizgisi de ihtiyaç hâlinde biraz ileri, biraz geri taşınıyormuş.
Aslan bütün bunları zamanla unutmuş. Kendisine açılan yolu kendi gücüyle açtığını düşünmeye başlamış. Kendisine hazırlanan koltuğu hak edilmiş bir makam sanmış, kendisine uzatılan eli kendi bileğinin gücü zannetmiş. Ormanda buna başarı deniyormuş. Bazı hayvanlar ise bu başarıya başka bir isim koyuyormuş: “Nasip.” Aslanın nasibi nedense her yarışta aynı yere düşüyormuş.
Bir gün ormana yaşlı bir baykuş gelmiş. Baykuşun tuhaf bir alışkanlığı varmış. Herkese aynı soruyu soruyormuş: “Bu işi gerçekten hak eden kim?” Çakallar bu sorudan hiç hoşlanmamış. Baykuş yarışların başına geçirilince ilk kararını vermiş: “Bundan sonra kurallar herkes için aynı.”
Ormanda bir sessizlik olmuş. Çakallardan biri elini kaldırıp, “Bazı özel durumlar olabilir mi?” diye sormuş. Baykuş, “Olabilir,” demiş. Çakal rahatlamış. Baykuş sözünü tamamlamış: “Herkes için.” Çakalın yüzü düşmüş.
Yarış günü gelmiş. Düdük çalmış. Aslan koşmuş, rakipleri de koşmuş. Kimsenin yolu değiştirilmemiş, kimsenin önüne engel konulmamış, kimse aslanı taşımamış, kimse bitiş çizgisini onun için ileri almamış. Aslan biraz sonra yorulmuş. Daha önce hiç yorulmadığını fark etmiş. Meğer yorulmayan kendisi değilmiş; yorulduğunda dinlendiriliyormuş.
Yarış devam etmiş. Aslan geride kalmış ve sonunda yarışı kaybetmiş. Ormanda büyük bir şaşkınlık yaşanmış. Aslan kürsüye çıkıp, “Bu yarışta bir sorun var!” demiş. Baykuş, “Nedir?” diye sormuş. Aslan, “Herkese aynı kuralları uyguladınız,” demiş. Baykuş, “Evet,” diye cevap vermiş. Aslan, “İşte sorun da bu!” deyince baykuş bir süre susmuş, ardından terazisini çıkarıp şöyle demiş: “Demek sen yıllardır adaleti değil, ayrıcalığı alışkanlık sanmışsın.”
Aslan cevap verememiş. Çakallar da ortalıkta görünmüyormuş. O gün ormanda bazı şeyler değişmeye başlamış. Kimin gerçekten bilgili olduğu daha çok sorulmuş, kimin gerçekten çalıştığı daha çok konuşulmuş, kimin hak ederek geldiği, kimin birilerinin tavsiyesiyle öne geçtiği merak edilmiş. Makam koltuğunun yüksekliği ile oturanın gerçek boyunun aynı şey olmadığı anlaşılmış. Bir koltuğun insanı büyütmediği, bazen sadece yüksekten görünmesini sağladığı fark edilmiş.
Aslanın yıllardır kazandığı yarışlar yeniden konuşulmuş. Sonuçlara değil, yarışların nasıl yapıldığına bakılmış. İşte o zaman bazı zaferlerin üzerinde küçük bir dipnot olduğu görülmüş: “Şartlar eşit değildi.”
Aslan bütün bunlardan sonra yine de kendisini büyük görmeye devam etmiş. Bir gün aynanın karşısına geçmiş ve kendisini uzun uzun incelemiş. Takkesi başından düşmüş, keli ortaya çıkmış. Aslan telaşlanıp yanındaki çakala, “Bunu kimse görmedi, değil mi?” diye sormuş. Çakal etrafa bakmış: “Gören çok.” Aslan, “Ne zamandır?” diye sormuş. Çakal cevap vermiş: “Terazi düzeldiğinden beri.”
Ormanda kahkaha kopmuş. Aslan kızmış, baykuş gülümsemiş, kaplumbağa ise ağır ağır yürüyerek yanlarından geçmiş: “İnsanları kandırmak kolaydır. İnsanın kendisini kandırması daha kolaydır.”
Orman bir süre sessiz kalmış. Sonra herkes kendi payına düşen dersi düşünmüş. Kimi yarışın sonucunu, kimi yıllardır alkışladığı kişiyi, kimi de kendi hayatındaki küçük ayrıcalıkları...
Kıssadan hisse: Adalet herkese aynı mesafede durduğunda bazıları küçülmez; sadece gerçek boyları görünür. Liyakat geldiğinde başarılı olanın değeri azalmaz. Başarıyı taşıyan başkasının omzuysa, omuz çekildiğinde neyin ayakta kaldığı anlaşılır.
Takkeler düştüğünde kelin görünmesi mesele değildir. Asıl mesele, yıllarca onu saçlı gösteren düzenin neden alkışlandığını anlayabilmektir.