"..Başkan vekilliği tartışmaları sürerken... Her belediye başkanının, yokluğunda makamına oturmasını istediği, güvendiği ve sevdiği meclis üyeleri vardı..."

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış ve İl Başkanı Koral Ömür, dün tutuklanarak Tarsus Cezaevi’ne konulan Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ve Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer’i ziyaret etti.

Üç belediye başkanından dışarıya selam ve moral mesajları geldi...
Aynı zamanda, yerlerine getirilecek başkan vekilleri konusunda da bazı mesajlar ve işaretler verdiler.
Her belediye başkanının, yokluğunda makamına oturmasını istediği, güvendiği ve sevdiği meclis üyeleri vardı.
Aslolan, bu kişilerin önümüzdeki günlerde meclislerin yapacağı seçimlerde başkan vekili olarak göreve devam etmeleri.
Ancak başkan vekilliği için kıran kırana bir mücadele yaşanıyor. Ortalık adeta toz duman...
Hırsın bir kenara bırakılması gerekiyor.
Belediye başkanlarının son isteklerinin ve tercihlerinin dikkate alınmasını, meclis üyelerinin öncelikle insani bir görev olarak görmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü yeni bir döneme giriyoruz.
Bu geçişin kavga ve kırgınlıklarla değil, herkesin içine sinecek bir anlayışla gerçekleşmesi en büyük dileğimiz.

Gelelim, bu yaşananların bende uyandırdığı çok eski bir hatıraya...
Yıl 1980.
12 Eylül faşist askeri darbesinin ilerleyen ayları...
Akdeniz Bölge Komutanlığının garnizon içinde, askerler için yapılmış cezaevinde, yüz metre karelik, herkesin birbirini görebildiği koğuş sistemi vardı.
Bir gün, büyük bir gürültüyle açılan demir kapının önündeki hareketlilik içeride bulunan devrimci tutukluların ve ön koğuşta kalan bizlerin dikkatini çekti.
Sinirden saçları dimdik olmuş, yüzü gerilmiş, kravatlı bir adam gardiyan odasında dinlendirmeye alındı. 4 koğuşdan hangisine verilecek onun planlaması yapılıyor.
Mardinli Bedir gardiyan, kardeşimiz gibiydi. İşaretimiz üzerine yanımıza geldi.
Biz kim olduğunu sormadan kendisi söyledi:
“Tarsus Belediye Başkanı’ymış...”
Hemen onu bizim koğuşa vermelerini istedik.
Bizim koğuş özel.
Koğuşta mahallemden kimler yoktu ki...
Polisin “Dev-Yol’un kara kutusu” olduğunu iddia ettiği dolmuş kooperatifçisi Ali Çolak, halkın gazetecisi ben, bıyıkları yeni terleyen Veli Uçan, Kenan Palamut, Atilla Ballıkaya, Cemal Karakaya ve daha 15’ine bile basmamış ayakkabı boyacımız Kaya...
Koğuşumuza aldığımız belediye başkanının adını öğreniyoruz:
Derviş Sefa Özşenoğlu...
Etkili ve çok konuşan biriydi.
Başından geçenleri öyle heyecanlı anlatıyordu ki hepimiz pür dikkat dinliyorduk.
Dışarıdan yeni gelen birini dinlemeyi özlemişiz.
Üzerine yüklenen suçları anlatıyor, arada güneş yüzü görmemiş küfürleriyle yaşadıklarını paylaşıyordu.
Biz ise daha da dikkat kesiliyorduk.
“Lan gavur muyuz biz be!
Benden örgütün bir kamyon silahını istiyorlar...
Kimim lan ben!
Benden örgüt lideri mi olur?
Ben belediye başkanıyım, başkanı!
Ben yok dedikçe daha da ısrar ediyorlar. Ben de ‘yok’ diye ısrarcıyım.
Ama işkenceci 12 Eylülcülerden herkes sinmiş, herkes korkuyordu.
Neticede koca bir ilçenin belediye başkanı olarak aranızdayım."
Sefa abi bizden yaşça çok büyüktü. Nüktedan bir insandı.
Onu dinlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık.
Tam 45 gün bizim koğuşta yattı.
Tahliye olduğunda bize:
“Dışarı çıkarsanız Tarsus’a gelip beni görmezseniz...”
diyerek okkalı bir küfür savurdu.
O küfür üzerimizde kaldı.
Çünkü biz onu görmeye gidemedik.
Sefa abi biz onu göremeden ölmüştü.

Aradan 46 yıl geçti.
Ama bazı insanlar, bazı sözler ve bazı vedalar insanın hafızasından hiç çıkmıyor.
Bugün de Tarsus Cezaevi hayatımızın gündeminde.
Bu kez içeride tanıdığımız sevilen belediye başkanları var.
Benim aklıma ise 46 yıl önce cezaevinin demir kapısından içeri giren Sefa abi geliyor.
Hayat işte...
Bazen aynı kapının önünde, bambaşka yıllarda durup kalıyorsunuz.