Belediyelere yönelik operasyonlarda hukuk elbette işletilmeli. Ancak gözaltı ve ev baskını görüntülerinin anında servis edilmesi düşündürücüdür.

Kentin çok eski bir gazetecisi olarak, belediyelere yönelik operasyonları ve bu operasyonlar sırasında ortaya çıkan onur kırıcı görüntüleri içime sindiremiyorum.
Elbette herkes bulunduğu makamın ve üstlendiği görevin hakkını vermeli. Bir yanlış varsa, hesabı hukuk içinde sorulmalı; Sezar’ın hakkı Sezar’a verilmelidir.
Ancak kafalarımız uyuşmazsa da Vahap Seçer’in, yıllardır bu kente sunduğu hizmetlerin ardından böyle bir muameleyle karşı karşıya bırakılmasını doğru bulmuyorum. Aynı şekilde Yenişehir’in vicdanı Abdullah Özyiğit’in, Mezitli’nin hırçın çocuğu Ahmet Serkan Tuncer’in ve belediyelerde görev yapan çalışanların maruz kaldığı muameleyi de...
Üç belediyeye yönelik operasyonların ardından, belediye başkanlarının ve çalışanlarının evlerine yapılan baskın görüntülerinin bazı medya kuruluşlarına servis edilmesi ise manidardır!
Bu görüntüler hepimizin içini burktu.

Bir soruşturma yürütülebilir,
polis görevini yapar, arama gerçekleştirir, elde edilen deliller kayıt altına alınır. Bunların tamamı hukuk devletinin gereğidir.
Nitekim servis edilen görüntülerden birinde polislerin kapıyı çaldığı, ev sahibinin pjamalı ve uykulu halde kapıyı açtığı ve aramanın kamera eşliğinde gerçekleştirildiği görülüyor. Polis, ileride yargılamada delil niteliği taşıyabilecek işlemleri kayıt altına alıyor.
Buraya kadar her şey normal.
Normal olmayan ise bu görüntülerin, soruşturmanın daha başında kamuoyuna servis edilmesi ve insanların özel hayatlarının milyonların gözleri önüne serilmesidir.
Bizim örfümüzde, adalet ararken insanı belden aşağı vurarak yıpratmak yoktur.
Hele hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmayan insanların evlerinden alınış görüntülerini kamuoyuna sunmak...

Ben 12 Eylül’ün acılarını yaşamış bir gazeteciyim.
İşkencelerin, hukuksuzlukların ve insanların bir gecede hayatlarının altüst edilmesinin ne demek olduğunu bilenlerdenim.
Bu nedenle bugün kim olursa olsun, hangi siyasi görüşten gelirse gelsin, herkesin hukuk karşısındaki haklarının korunmasından yanayım.
Bugün bir belediye başkanının, yarın başka bir siyasetçinin, öbür gün sıradan bir vatandaşın kapısı çalınabilir.
Devletin görevi, suç iddiasını araştırmaktır. Bunun yolu da hukuk kuralları içinde hareket etmektir.
Gözaltılar da yargılamalar da kuralına göre yapılmalıdır.
Delikanlılık varsa, yapılanlar biraz da vicdana ve “racona” uygun olmalıdır.
Çünkü bugün karar verenler, bugün başkalarının kapısına gidenler, yarın bu ülkenin sıradan vatandaşları olabilir.
O gün birbirlerinin yüzüne hangi yüzle bakacaklarını da bugünden düşünmeleri gerekir.

Kimseyi soruşturmanın sonucunu bilmeden suçlu ya da masum ilan etmiyorum.
Suç varsa delilleriyle ortaya konulsun. Yargılama yapılsın. Kararı mahkeme versin.
Ama insan onuru, özel hayat ve masumiyet karinesi de bu süreçte korunsun.
Çünkü adalet yalnızca bugün başkasına lazım olan bir kavram değildir.
Bir gün adalet, adaletsiz davrananlara da lazım olabilir.
Bu nedenle herkesi sağduyuya, hukuka ve vicdana davet ediyorum.
Gazetecilik de siyaset de kamu görevi de insan onurunu koruma sorumluluğundan bağımsız düşünülmemeli, düşünülemez!.