",,Bu fotoğrafa bakınca insanın aklına eski maaşlar, emekli ikramiyeleri, ev fiyatları, altın ve geçim şartları geliyor. Ama biraz düşününce mesele sadece “Eskiden her şey daha ucuzdu” değil.,,"
BİR ÖMRÜN EMEĞİ
Bu fotoğraftaki hikâye aslında sadece bir kişinin değil, bir kuşağın hikâyesi. İzmir’de yaşayan, 42 yıl boyunca mühendis olarak hizmet vermiş emekli bir abimiz… Okumuş, yetişmiş, üretmiş, projelerde sorumluluk almış, bilgisini ve tecrübesini ülkesine aktarmış. Hayatının en verimli yıllarını mesleğine vermiş. İnsan 42 yıllık çalışma hayatının sonunda biraz dinlenmeyi, geçim hesabı yapmadan yaşamayı ve hayatın kalan yıllarının tadını çıkarmayı bekliyor. Ama maalesef hayatın acı gerçeği karşısına çıkıyor: Para… Emekli olduktan sonra hayata tutunmaya çalışıyor fakat yıllarca verdiği emeğin karşılığında aldığı gelir hayatın artan maliyetine yetişmeyince, 42 yıllık bir mühendis bile ekonomik şartlar karşısında paraya yenik düşebiliyor. İşte asıl soru burada: Bir mühendis 42 yıl çalıştıktan, ürettikten ve ülkesine hizmet ettikten sonra hâlâ geçimini düşünmek zorundaysa, biz emeğe, mesleğe ve tecrübeye gerçekten ne kadar değer veriyoruz? Çünkü emeklilik hayatta kalma mücadelesinin yeniden başladığı dönem değil, bir ömür verilen emeğin karşılığının huzur içinde yaşandığı dönem olmalıdır.
MESELE SADECE “ESKİDEN HER ŞEY UCUZDU” DEĞİL
Bu fotoğrafa bakınca insanın aklına eski maaşlar, emekli ikramiyeleri, ev fiyatları, altın ve geçim şartları geliyor. Ama biraz düşününce mesele sadece “Eskiden her şey daha ucuzdu” değil. Asıl mesele, yıllar içerisinde hayatımızın, insan ilişkilerimizin, kurumlarımızın ve değerlerimizin nasıl değiştiğidir. Bir zamanlar emekli ikramiyesiyle ev alınabiliyor, tek maaşla bir aile geçindirilebiliyor, düğünlerde altın takılabiliyor ve insanlar gelecek için bir miktar para biriktirebiliyordu. Bugün rakamlar büyüdü ama önemli olan cebimize kaç lira girdiği değil, o parayla ne alabildiğimizdir. Çalışan bir insan bugün emeğiyle ne kadar yaşayabiliyor? Ev ve araba sahibi olmak hâlâ ulaşılabilir bir hedef mi? Çocuğunu okutabiliyor mu? Bir miktar para biriktirebiliyor mu? Emekli olduğunda rahat yaşayabileceğine inanıyor mu? Gerçek refahın ölçüsü, bu mu?
ADALET VE GÜVEN
Bir ülkenin temel direklerinden biri de adalettir. Ekonomi büyüyebilir, yollar, köprüler ve büyük binalar yapılabilir. Fakat vatandaş adalet sistemine güvenmiyorsa toplumsal huzur eksik kalır. İnsan, hakkının korunacağını ve kuralların herkese eşit uygulanacağını bilmek ister. Adalete güven zayıfladığında insanların devlete, kurumlara, birbirlerine ve geleceğe olan güveni de zarar görür.
PEKİ GERÇEKTEN NEYİ KAYBETTİK?
Elbette geçmiş kusursuz değildi. Geçmiş dönemlerde de ekonomik krizler, yüksek enflasyon, kuyruklar, siyasi çatışmalar ve ciddi toplumsal problemler yaşandı. Geçmişi olduğundan güzel göstermek doğru değildir. Ama bugünü değerlendirirken yalnız ekonomik büyüklüklere bakmak da yeterli değildir. Kendimize şunları sormalıyız: İnsan emeğiyle insanca yaşayabiliyor mu? Gençler gelecek kurabiliyor mu? Çocuklar eşit eğitim fırsatına sahip mi? Vatandaş adalete güvenebiliyor mu? Ülke yeterince üretiyor mu? Paramız dünyada değerini koruyabiliyor mu? Meslek, emek, bilgi ve tecrübe hâlâ saygı görüyor mu? Komşuluk, dostluk ve hatır kaldı mı?
BİR ÜLKENİN GERÇEK ZENGİNLİĞİ
Bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca para değildir. Üretim vardır. Güçlü kurumlar vardır. İş vardır. Adalet vardır. Eğitim vardır. Fırsat eşitliği vardır. Emeğe ve mesleğe saygı vardır. Dostluk vardır. Komşuluk vardır. Güven vardır. Hatır vardır. Dün telefonlarımız akıllı değildi ama sohbetlerimiz daha uzundu. Bugün telefonlarımız akıllandı. Şimdi yapay zekâ da hayatımıza girdi. Teknoloji ilerlemeye devam edecek ve etmelidir. Ama bütün bu ilerlemenin içerisinde insanı, üretimi, kurumlarımızı, emeğin değerini ve birbirimize olan güvenimizi kaybetmemeliyiz.
Çünkü makineler ne kadar akıllanırsa akıllansın; bir dostun omzunun, bir öğretmenin emeğinin, bir ustanın tecrübesinin, bir komşunun selamının ve bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırının yerini hiçbir teknoloji dolduramaz.
BELKİ DE ÖZLEDİĞİMİZ ŞEY…
Belki de özlediğimiz yalnızca eski fiyatlar veya geçmiş değildir. Üreten, parasının değeri olan, 42 yıl çalışan bir insanın emekliliğinde geçim derdine düşmediği, emeğin ve mesleğin karşılığını bulduğu, adalete güvenilen, çocukların geleceğe umutla baktığı ve insanın insana daha yakın olduğu bir ülkeyi özlüyoruz......