İktidar, açıkça görülüyor ki kendisinin yararına olmayan her sesi, her nefesi, her yayını susturuyor..
Önce bir deney yapıyor; şunu yaparsam halk ne der? Şu kararımı seçmen nasıl karşılar?
Soruya verilen cevaba göre devam ediyor uygulamaya: Birkaç gazeteci içeri alınıyor, halk susuyor. Aydın görünümlülerden ses sada çıkmıyor, kimse “Ne oluyor?” demiyor. İktidar yükseltiyor elini: TELE1’i kapatıyor.
Hık mık, kıyamet kopmadı.i
İktidar rahatlıkla bir el daha yükseltti: Halk TV’yi kapattı.
Cafer Mahiroğlu, ülkenin en çok izlenen tv’sinin geri alınabileceğini düşündü, yalnız kalmayacağını düşündü. Bunları söyledi de.
Halk, halklığını yaptı; aydınımsılar aydınımsılıklarını yaptılar. TV çalışanları bile ekmek kapılarına sahip çıkmayı denemediler, başka kanallarda ekmek aradılar.
Keşke Mahiroğlu onlara dağılmayın maaşlarınızı ödeyeceğim, deseydi de onlar dağılmasalardı. Hatta ekmek kapılarına sahip çıksalardı.
Nasıl mı?
Bunu aydınlara, teorisyenlere, aktivistlere⁵ sormalısınız. (Aslında bu sorulara saydığım kimlikler kendilerine sorulmadan cevap vermelidir.)
Bence Mahiroğlu’na yakışan da arkadaşlarına “Dağılmayın, Halkın TV’yi kuruyoruz” deyip bir konteyner kiralamaktı. Gücü yetmiyorsa Halk TV izleyicilerinden yardım isteyebilirdi. Yapmadı.
Bunca sözü şunun için söylüyorum:
Osmanlı’nın son yüzyılında yetişen aydınları olmasaydı, meşrutiyet olmazdı, daha ilerisini söyleyeyim: Kurtuluş Savaşı da olmazdı, Yani bir devlet de kurulmazdı, Cumhuriyet de…
Öyle görülüyor ki bir süre daha ne filozofu olacak, ne düşünürü ne de aydını bu ulusun; çünkü iktidarı ele geçirenler ya Fesli ya da feslinin elini öpüyor.
Behçet Kemal Çağlar diyor ki “Bu bir iklim meselesidir, Konya’da buğday, Adana’da pamuk, Sivas’ta şair yetişir.”
Ülkenin ikliminde filozof da aydın da yetişemez, yetişmiyor da.
Ne yazık ki onlarsız aydınlanma, demokrasi, maalesef ilerleme de olmuyor.