Kendi çocukluğundan kalma
bir kapı gıcırtısı vardır içinde
gecenin en sessiz yerinde
yeniden açılan
Bir türkü değer uzaklardan
yüzünde eski bir kış çözülür
kitabın arasında kurumuş bir yaprak
hangi bahardan kaldığını
kendisi de unutmuştur
Birinin sesi kırılsa
başını kaldırır
sanki uzak bir yerden
kendi adı söylenmiştir
Gece yarısı
Neşet Ertaş söyler
bozkırın ortasında kalmış
bir yüreğin dilinden
Masanın üstünde Dostoyevski
açık bir sayfa
lambanın altında
insan insana bakar
kendi karanlığından
Bir satırda durur
insanın kendinden kaçamadığı yerde
kitap susar
Bir zamanlar
kapının ardında bekleyen çocuk
ayak seslerini sayar
gelen olmaz
gece büyür
Üç kez vurulur kapı
Eşikte ıslanmış bir çocuk
saçları alnına yapışmış
avuçlarında buruşturulmuş bir kâğıt
kaybolmuş bir yolun telaşı
Kâğıdı alır
soğuk parmaklara bakar
Kendi elleri gelir aklına
bir kapının önünde küçücük
kimsenin tutmadığı elleri
İçeri çağırır çocuğu
Sobanın yanında bir tabure
masada yarım ekmek
duvarda durmuş bir saat
Bir havlu uzatır
ekmeği ikiye böler
Çocuk yerken
radyoda bozlak sürer
Dostoyevski'nin açık sayfasında
bir insan kendi içine düşer
Uyku çöker çocuğun gözlerine
eski paltosunu örter üstüne
Sonra masaya döner
kitabın başında durur
Saz susar
Odada yalnızca
çocuğun nefesi
Sabaha karşı
masaya iki bardak koyar
birine çay doldurur
ötekini bekletir
Pencerenin önünde
geceden kalma bir yıldız
yavaşça silinir
Arka odadan bir kıpırtı
küçük bir yüz kapıda belirir
Masadaki ikinci bardağı görür
bir şey sormadan oturur
İki el
aynı masanın üzerinde
birbirine değmeden durur
Çocuk ekmeğin kabuğunu koparır
kırıntılar masaya dökülür
parmaklarıyla toplar hepsini
Karşısındaki yüz
uzun uzun bakar
Ne çok şey sığarmış meğer
bir çocuğun ekmek tutuşuna
Çocuk kitaba eğilir
bir satırın ortasında durur
okuyamadığı kelimeye bakar
Gözlerini kaldırır
Bu kez
karşısındaki yüz
başını çevirmemiştir
Dışarıda sabah olur
Radyoda sazın son teli
usulca titrer
Açık kitapta
yarım kalmış bir cümle
Çocuğun eli masanın kenarında
öteki elin yanında
Pencereye vurur gün ışığı
Bir bardakta soğumuş çay
ötekinde ince bir buğu
Kapı aralıktır
Eşikte
küçük ayakkabılar
İçeride
eski bir palto
Yusuf Ziya AK